5
Yorum
18
Beğeni
5,0
Puan
1856
Okunma

Ezgilerin karanlığına sıyrılırız kucaklardan..
önce cıvıl cıvıl,
sonra mırıl mırıl sözler dökülür dudaklarımızdan...
Öyledir işte yavaş yavaş anlamaya başlarsın,
arttıkça artan, kıvamını bulan acılardan.
Uçarsın yüce yüce göklerden,
evsiz topraklar görürsün,
denizleri ise bir hiç çekiş kadar an/sızın.
Yabancılaşan evin gölgesinde kalır yârimiz,
ayak izleri kalır eşikte.
Bir uçurtmanın eşliğinde el sallarsın sadece,
öyledir işte, öyle doluşur belki içine...
An gelir;
Hep aynı günün ateşi vurur sularına,
gözlerinden mesut kıyılar geçer kimbilir...
Sıcak göğün kokusunu çekersin,
güzel iklimlere sürükler koku.
Limana sürüklenirsin,
son seferin meşakkatiyle yorgun.
Çocuk tenleri gibi taptaze bakışlar vardır,
aydınlık kadar sonsuz, gece kadar geniş...
Kokular vardır gürül gürül,
duyuları düşünceyi alıp götüren...
Renk sen,
koku ben
ormanımızdan geçer seneler
Eyy...!
Hâtıralar adamı
ey beni şâdeden yâr
tapındığım adam!
Mest olurum
mahvolurum nefesini içtikçe...
Ciğerimde kanının kokusu var
Ne söylediysek ölmeyecek
birer ulu meşale olacak kalplerimiz...
An gelir;
Vedayla dolu,uzun bir hıçkırık eşliğinde
son sıcaklığımızı sarfedip
yanacak aramızda bir tek şimşeğin feri.
Buruk anılarla cebelleşirken yüreğin,
cansız göğsümde el boşa dolanır
kanlı yürek yok olup bitsin
alev gözlerin yakıp kül etsin!
Şimdi sustuğun heryer,
yaralı...
gittiğin yollar,
kapalı...
Yüreğin sızlıyor değil mi?
haydi kül et kalan ne varsa.
Sonra...
Sende gel...
5.0
100% (19)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.