2
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1047
Okunma
A...
Acımak, içten içe…
(- Bir uçurumu tersten düşer gibi)
Ağrımak,
(-Bir yerlere uzanmanın kimsesizliği,
- kalıplı bir yumuşaklık)
Şehir mi?
Memleket ve mahalleler mi?
Hepsi birer orkestra,
Soğuk bir platinin olanca rengi,
Işıldayan bir akşamüstü,
Kahverengi ahşaplarımız...
Vişne çürüğü koltuk yüzlerimiz de var ki,
Bir nesne gibi
alet ediyoruz yaşamaya kendimizi,
Aklandık her türlü yalnızlığın kadınlarından...
Soluk alıp verirken bir yokuşun başında,
Yumuşak elleriyle bir sonbahardı…
Tepelerden,
Irmaklardan çoğalan bir ilkbahardı,
Yeşil bir sessizlikti, doldurdu aramızı
Ben ellerinden mevsimleri sayarım
Odun parçalarıyla, cam kırıklarıyla
mavi bir vapurun beyaz tutamaklarıyla
Vurulan bütün kuşlar nasılsa yeşerir bir gün
- Biliyorum, duyuyorum bu sessizliği…
Yeşerir geç kalmış bir baharın bulutlu yansımaları
Ölü gemiler yüzer denizin üstünde,
Yola çıkar bütün yolcular…
(- “Ol”masının yükü gibi)
Yolcu edilir birler, ikiler ve ondalıklı sayılar
Tarih kitapları toplatılır,
Silinir bir umudun nasıl büyüdüğü
Tekrar dağıtılır da hiç yaşanmamış gibi
- Sahi gören yok mu?
Açın pencereleri o zaman,
kapıları boyayın pürüzlü bir duvarın mavi desenine
Nasılsa bütün odaların içi
Mahkum etmesi değil midir bir odanın kendi kendisini?
Zamanın faturası onlara kesilir işte,
Küsmeyi bilemeyip, kendini vuran atlar.
Ölü hayvanlar, küçük aşkları hatırlatır ansızın...
Bütün yedilere üç ekleyerek tamamlayan
İkilere sekiz, beşlere beş…
Sarı sarı bir yaz dökülür gökyüzünden
Sıcak damlalar halinde dökülür,
Edepsiz bir güneş sağaltır yaralarımızı,
düzeltir kırışık denizleri,
Yarın olur, yeni bir umut karılır,
Sıradan bir hayat nefes alınır burun deliklerine.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.