16
Yorum
9
Beğeni
0,0
Puan
1523
Okunma
sağırdı gözlerin son demde
gitme telâşında atlayıp geçtin üstümden
esirgediğin son bakış/ta gözün
“tabuta çakılan son çivi”/ydi ellerin
olamadın bir Tanrı misafiri kadar
masalsı bir ses kalmadı arkanda
ateşin bitmeyecek kızıl rengini
bırakıp gittin yâdıma
kanadı aşk/ kanadım son damlaya kadar
avare sözler boşa dönüp durdular
tesellisi ne ola ki dokunsunlar ruhuma
her gidenden kalan kayıplarım
dökemediğim söz yığınından duramıyorum ayakta
sarsa üstümü kahkaha çiçekleri
kapatır mı yanık kızıl rengimi
biraz kan yürür mü damarlarıma
yeşerir mi aydınlığım
şans verir mi yaşam bana bir daha
duymadın gömümden taşan vah’ımı
bilmiyorsun
sessiz çığlıklarımla biledim dilimi
ahımın dar geçidindesin şimdi
tek kurşun/ tek oyun r u s ruleti
kitabına uymuyor sonuçta hiçbir şey
azat ettim ben de vicdanımı
tut ki yıkanıp geldim dedin billur sularla
kim inanır paklığına
sen, hep ‘o eski yalancı’ olacaksın kalbimde
derviş sabrını bekleme
kederin suyuyla yunulurken acılarla
sen yalanlara bulandın bir kez bende
denizdim dağ ettin beni
sularımı çektin giderken
kıyılarımı aldın/ kayalarımı
balıklarımı /yosunlarımı…
susuz/um / topal bir martıdır artık aşkım uçamaz ki
senden aldığım nasip
arkanda bıraktığın mahşer/den kalan
ciğerimdeki delgi izleri
gölgen düşmez hiçbir yere
siyahsın/ beliremezsin artık ufkumdan
düştü saçlarıma taktığın yıldızlar
“dağın öte yüzü”ne düştüm
ay karanlık / ışıksız yıldızsız gökyüzü
kaderine râzı insanlar
tüm hışmıyla rüzgâr konuşuyor burda
yalınayak çocuklar yürüyüp duruyor bağrımda
buranın anaları gibi yanıyor yüreğim
tipi bora kar/ körlüğüne hükümlüyüm
Yılmaz Dikbaş
Yaşar Kemal
Hâdiye Kaptan
c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.