3
Yorum
13
Beğeni
0,0
Puan
726
Okunma
gitmişlerdi etraftakiler
çokça tenhalaşmıştı hayat
telâşlanıyordu adam
davetsiz bir misafiri vardı
gidebilsem diyordu o gelmeden önce
gür sesle
sağlam olsun pençeler, dedi kunduracıya
nasibidir insanın yenemediği korkular
yanlış makasa girdi tren
yıktı geçti siyahi hüzzam
yürüme siftahı olmadan daha
kanatlı kemendi dolandı boynuna
taşraya yolcu kılındı
düşü, soğudu kaldı dudaklarında
ilacı olmayan acı /ölümdür
kaya gibi yüreğe oturur geride kalanda
saatini kuramıyorsun soluğun
oysa
bir zamanlar, ne kadar uzak sanıyorduk bize
beyhude her şey, her şey beyhude
hangi zırha sarılırsan sarıl
yatakta, upuzun boylu boyunca
ne saz, ne söz, ne soluk
bir gün, yeni bir sabaha uyanamamak
sonra eller üzerinde kısa bir yolculuk
bütün saltanat
her şey burada kalacak gözüm
ne yokuşun, ne inişin var bundan sonra
ne renk ne de âhenk
yarının vaatlerini söyleyemeyecek dil
doğum ve ölüm süremediğimiz iki iz
durdukları kaygan yerde
niçin, tutmayacak bir kazık kavgasında insanlar
bu işte bir terslik var gözüm
bu işte bir terslik var
bundan sebep zifte bulanmış bu dekor
ve bundandır soluksuzluğumuz
güneşle kucaklaşmak varken bugün
yarına, peşin peşin bu karanlığı karmak niye
ölümlerini sezen kediler gibi olsaydık keşke
avcının, büyük karanlığı çağıran sesinde
görürdük, serçenin canından damlayan acıyı
görün, kimse kazanamayacak
kimse kazanamayacak kazık kakmayı
Hâdiye Kaptan
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.