2
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
1302
Okunma
Elvan Eflatun
ellerini ağzımda ıslat
nasılsa çilesi olur hayatın bir gömleğe çarpan yağmur sesiyle
giderken bacaklarını hızlandıran güzel bir meltem
seni ona kavuşturacaktır, tirioni’nin yerini söylersem.
layemut dedim anlaşılmadım,
karmaşık sayılardan yüzüne vuran bir sayı tuttun bıçaklarda
annemin mumyalanmış gözleriyle bakmam bundandır
ezbere aldığım tanrı rollerini aşka harcadım ya eflatun
kulluktan çıkmış bir sakız gibi sokağa fırlatıldım bu da hesaptandır
merak etme yokluğumu gölgem öder
aynalar da biraz kendinden korkmaktır
çekilir ay ışığında hüzünlü bir kayık
oradan uzaklaşacaksındır artık
kedisine şarap içiren bir ölümdür bakışların
bütün güzel yolların ağzı bu yüzden kokar
unutmak, bir ömrü bir kıyıda hunharca çiteleyerek yıkamaktır
ellerini ağzımda ıslat eflatun
nasılsa kelebeklere kuru dokunulmaz böyle bildin çocukluğundan beri
misketler yerine yalanlar yuvarladın bütün deliklere
ve dünya’ya da inanmadın yıldızların sönük dudaklarına da
bir kez olsun sevişmedin ya günah insana son duraktandır
çekil,
seni ezen bir ağustos böceği ruhunu da sararken
sokulduğun tek şey haplar olacaktır
ve tanrı diye bahsettiğin bir kadınsa şayet
iman, haktan olacaktır elbet
seni soracaklar bir gece yarısı hiç geometriden sohbet etmeden
ve rüzgârı parmağıyla hesaba katanlar
tuhaf esintilerde şakır şakır bulutlara inat ağlayacaktır
ki sen bunu bilmelisin
bilirsin de
sevişirken zar tutulmaz
ıslatılmış ellerin elbet boynumda sonsuzlaşacaktır!
Eflatun, hayat bacak bacak üstüne atma becerisi değil
bazen gülün dikenli kıçında şiirler yazmaktır!
Payanda
5.0
100% (6)