2
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
1124
Okunma
ızdırabım, yalnızlığıma ait eski bir dost
uzun zamandır aynı oda arkadaşıyız
tırnaklarımın arasına yeşil hüzünler taşıyor
ruhumu sarsan hafakanlarda tutuyor kollarımdan
eski hülyalarımın gece yarısı kuşağında
azabında biteceğine dair seraplar çiziyor
bir kağıt bir kalem bir de sensizliğim.
elemlerim zevkime denk bumerang zincirleri
eski köşklerin yeni gökdelenlere nazır sofrası
görünmezlik arası hayat kavgasında aynı macera
soluksuz kalıyorken dışa sızan nurlardan acılar
buğusunda tüllenen manaları dişliyorum ahenkle
bir tomurcuk daha açıyor rengarenk gülüşünde
her nefesim visaline düş, seni anlatmak derdinde
şad oluyor yüzyüze kuytu sokaklarda demli rakslarım
çiçeklerin nağmesinde poyrazların türküsü var
feryadında bir ömür boyu dinmeyen ah-u zarlar
dövünüyorlar her gün gün doğuşuna kadar
alevden demetlerinde mum gibi titrerken adım
hülyaların mutlu çağlarından mortepeler yıkıyor
simsiyah gözlerinde sende ayrı kalışların, sarsılışımın
ironilerin çılgın sellere emanet salındığı ovalarda güneş
düşerken rahmetinde vuslata ümitlerim sevinçlere eş
kasvetinle gerildiğim yalnızlığın vefalı arkadaşında
hissediyorum, aynı ölüm yaklaşıyor çöllerimde yeniden
ardın sıra dalgalanıyor bayraklar, üstlerinde kırmızı hicranlar
dağlar aşıyor, türküleri artık soğuktan buz tutmuş dumanlar
sinemi inletiyor daha bir acı, belki de candan olduğu için
yollar arıyorum sonra sitemkar halime buruk yoldaş olan ızdırabınla
dudağında pembe bir ölüş, zülfün kokusunu jalelerin mührüne gömüyor
kulaklarına çarpan uzun bir küpenin en esrik halinde sarhoşunken
aynı ölümsüzlük bestesinin hatıratına ait akınlar besliyorum
köhne kanatlarında yıllarca ışığımı aydınlatan gözlerin kapanıyor
bir muştu ümidiyle mutlaka ’gel’ diyeceğini düşünür gibi
bekliyorum hala aynı sabahın mazi denilen kanatlarında her sabah erkenden
...
5.0
100% (11)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.