60
Yorum
15
Beğeni
0,0
Puan
4325
Okunma

Annesinin bir tanesi(ydi) ..
Dilinde mürekkep bir makam
yüreği mağrur, asil ve kırılgan
oyalanıyordu kimsesiz rıhtımlarda dürr-i cân..
Kendinden başka kimsesi kalmamıştı kaçaçak
bakındı boş gözle odaya dürr-i cân
ebe yoktu gece de
saklanan kendi olacaktı yine de.
suçu da yoktu mağduriyetinden başka
alacakaranlıkta sığırcıklar dinliyordu
zaruriyetini titreyen kanatlarıyla
istanbul kadar derin
marmara kadar serindi m/eziyeti birbaşınalığın
gözlerine sığdırdığı o engin deniz
almıştı içine sıska canını
kirpiğinin ucuyla bir güvercin çizdi dürr-i cân özgürlüğe
bir de gemisiz rıhtımlar.
Tastiklenmiş arzuların şaha kalkışıydı
bu gece yüreğinde kabaranlar
kuyruklu bir yıldızın peşine takılan ateş böceği kadar beyhudeydi
bir o kadar da manidar.
Bahardı..
menekşe kokulu bir günün gecesinde
sahra ayazı kurutuyordu dudaklarını
soğuğu şubat gibi donduruyordu bağrını
erimeyen kar’ı gibi erciyesin
yağmıştı yalnızlık yine yüreğine.
üşüyordu dürr-i cân...
Sol yanına kor ocakları düşüren gelişin selamını
vakitsiz gidişin cehennem soğukları devir almıştı vedasıyla
hayata açılan penceresinin üşüten yağmurunda
titriyordu dürr-i cân..
karanlığa yaktığı bir küçük umut
ısıtıyor, aydınlatıyordu odasını
güvercin mavisi bir düş kalmıştı elinde
karıştırdı gecenin siyahı ile
mora boyadı erişemediği tüm dağları
Söğüt ağaçlarının ko(r)kusu sardı birden odasını
kayan bir yıldızın sonrasında
yıllar önce saplanan hançerin acısını hissetti sırtında
/o günkü gibi taze bir acı
kimbilir kaç kişi yaşamıştı bu acının tadını /
muhasebesinde
boş kalan çarmıha gerilen günahkâr kadar suçluydu
bilinç altında mayınlar patlıyor
kararsız adımlarla karıncalar geziyordu
düşündüklerinde
gözlerindeki kahırlı bir bakışta akan yaşları
serpti kirpikleriyle gecenin yüzüne
dilinden aldığı isyanı kalburdan geçirip
savurdu gecenin sessizliğinde vefasızın peşine
odasının duvarlarında çınlayan hatıraları
teselli oldu yanan bağrına
uzandı yatağına
aldı yıllanmış anıları taş misali bastı koynuna
dilindeki vuslatsız üç harfli kelam, tamamladı duaları
soldu gülleri gamzesinde bir bir
firkatın perdesi indi aşk ile açılan gözlerine
ve
b/öylece daldı yüreği dürr-i kimsesizliğe.
Dondu dolaşan kanı
yarım kaldı yare zimmetlenmiş yanı
sardı gözlerini o’nca ıslak anı
yaktı uçup giden ruhuyla meleklerin bağrını.
gün doğdu bir kimsesizliğine daha
güneş yetim çocukların düşlerini beslerken
özgürlüğe çizdiği güvercinin kanadında
kızıl şafağın yönünde
uçtu en uzaklara içinde s/akladığı çocuğuyla dürr-i can..
oysa;
ellerine doğmustu güneş o kızılın şafağında
sözleşmişlerdi
olmayacaktı vuslatı dar
yakmayacaktı buğday tenini,
ahu ile zâr..
şimdi
rıhtımı olmayan bir kıyıda, dalgaları seyrediyor dürr-i cân
belki bir gün
bil ki bir gün
diye diye...
...
Güvercin kanatlı 15 Mayıs