12
Yorum
35
Beğeni
5,0
Puan
125
Okunma
Zamanın paslı çivisi alnımda bir mühür,
Yalnızlık; ayaklarımda kördüğüm, ağır bir zincir
Hangi kıyıya yanaşsam limanlar sel olur
Hangi ezgiye tutunsam notalar yetim kalır
Sızım üzerine sürülen hem merhemsin
Hem de o sızıyı kanatan keskin bir bıçak.
Yırtık blucinli tayfalara yalanlar savurdun
"Unuttum" derken sesim rüzgârda üşüdü.
Fırtınam, bir midye kabuğunun kuytusunda saklı
Gözyaşımı döksem deniz boğulur utancından
Hasret avuçlarımdan birer birer düşerken
Söylesene; sığınacak kaç kalbin kaldı bu karanlıkta
Aşkın ağır vergisidir çekilen bu sancı
Ve ben, o zalim mahkemenin masum mahkûmu
Saat gecenin herhangi bir yarası
Uykularım, küfürlü uyanışlara gebe şimdi
Sen altın tahtlarda cennet düşlerken üşü,
Ben bu aşk çölünde susuz bir bedbahtım.
Vefasızın zehri bal olsa ne yazar?
Yolum sana çıksın Yarab, yönüm hep sapa
Boş bir sandal gibi akıntıya kapılmış,
Kollarım bomboş, ümidim bin parça...
Soruyorum solan yaprağa, esen her rüzgâra:
Bu viran şehir böyle yıkılmışken tepeme,
Ben bir daha kimi, nasıl seveceğim?
YEŞİLIRMAK
5.0
100% (22)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.