1
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
77
Okunma
Bu sabah
dağlar biraz daha yakındı gökyüzüne,
çamların omzunda gece,
ince bir sis gibi duruyordu.
Sonra güneş çıktı,
öyle büyük sözler söylemeden,
bir karıncanın sırtını ısıttı önce,
ardından tarlaları, evleri
ve içimizde üşüyen ne varsa.
Bir dere geçiyordu taşların arasından;
durmayı bilmiyordu.
Belki denizi hiç görmemişti
ama ona inanıyordu.
Kuşlar kanatlarıyla yazdı sabahı,
rüzgâr yüksek sesle okudu.
Bir tek insan sustu;
çünkü insan bazen
bir yaprağın düşüşünü anlayabilmek için
bütün kelimelerini unutmalıydı.
Toprağa eğildim,
avuçlarımda bin yıllık bir sıcaklık…
Bir yanı yağmur,
bir yanı tohum,
bir yanı henüz doğmamış çocukların
koşacağı bahçelerdi.
Ey dünya,
sen dönüyorsun diye değil,
bir çiçek kayayı yarıp
ışığa ulaşabiliyor diye güzelsin.
Ve hayat,
bütün kırılan dallarına rağmen
yeniden yeşeren o ağacın
kimseye göstermeden büyüttüğü
küçücük tomurcuktur.
Akşam olduğunda
güneş dağların arkasına çekildi.
Fakat karanlık kazanmadı.
Çünkü bir gelincik
ovanın tam ortasında
hâlâ kıpkırmızı yanıyordu.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.