1
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
99
Okunma
Uyumak, düpedüz, gündüz ortasında.
Beyazlar içinde ve mavilerle dolmuş başınla.
Zine uyumak mı istedi ömrünün geri kalanında.
Yoksa var mıydı bir gerekçe uyunmasına.
Kafir bir soğuk vuruyor benim de omurgama; kaburgamdaki genişlik ince belimi tehdid ederken.
Böyle böyle köreldi zannımca dünya.
Böyle görmeye görmeye yüzümdeki kırışıkları.
Böyle duymaya duymaya ince telli yakarışları.
İmdat Zine, imdat!
Cellatlar vuruyor kapımı.
Eşiğime yağan karlar, evime doluyor.
Korku ve karanlığıyla usulca sineme siniyor.
Vur bir imdadın boynuna zalim zincirleri.
Ve çağır cellatların katibini.
Hangi antlaşmanın attık altına değersiz imzamızı.
Ve hangi tarihe uğurlandık unutularak daha en başından.
Bir babamız var mıydı bizim de?
Görmüş müydük çiçekli baharları?
Ve koşmuş muyduk mavi bir kelebeğin ardından.
Bize de insan demişler miydi, Zine, söylesinler.
Kırsınlar işe yaramaz geniş kaburgamı,
Ve işte oracıkta çeksinler dara.
İnce belli bir bardağın içinde sallanırken bakışlarım,
gün yüzü görmemiş bir küfre bulanmış tüm yaşanmışlığım.
Lakin nihayet ben de insanım!
Dillendirmediğim düşüncelerimden öyle böyle değil, çok korkarım.
Düşerlerken paçalarımdan birer birer, anla, beni yok olmaya böyle ittiler.
Hiç mavzerim olmadı Zine, hiç silahım.
Ellerimdeki nasırdır yaşadığıma tek ispatım.
Yüreğimin derinlerindeki karanlık labirentlerdir ait olduğum o uzaklık.
Ve bilmemektir, bilenin savaşındaki tek haklılığım.
Körkütük ölüyor dünya Zine.
Sırılsıklam ölüyor.
Halbuki daha demincek bulmuştum omurgamdaki seni.
Daha demincek vermişlerdi hükmünü.
Demincek doğurmuştun rahminden peygamberi.
Nasırlarım kanıyor urganını çekmekten.
Bundandır zaten yüreğimdeki bu kan, bu revan.
Kaburgam kalmadı kendimi kendimden doğuracak.
Zaten doğurduğumdan doğayım diye kaç asırdır zorladılar.
Oysa insan, insanın eksiği değil midir yeryüzünde.
İnsan bir şeyin artığı, bir şeyin fazlalığı…
‘Kafir’ dedikleri yine kaburgası değil midir Ademin.
Söylesinler de bileyim.
Mümin olmak için kaç kez doğmalı insan aynı kaburgadan.
Yok Zine, yok!
Dünya değil, insan ölüyor zannımca.
İnsan körkütük, insan sırılsıklam…
Halbuki hepimize yeterdi bu cehennem.
Bir tebessüme, bir bakışa, nakışlı bir dokunuşa…
Sonra, sonra belki karışmalıydı bir karış toprağa.
Dar şimdi; gökyüzü kuşlara,
toprak göçüp gidene,
insanın içi, kendine.
Aynalar daha bir başkası artık.
Göğüm ne renkti, gözlerim ne?
Bilmiyorum Zine.
Sanki olmamam için doğurmuş beni annem.
Olmamam için korkutmuş, hapsetmiş kendi zindanıma.
İyi ki olmamış bir mavzerim Zine.
Olsaydı şayet, yokluğundan insanın,
Kendime sıkar, kendimin olurdum katili.
Fakat böyle de olmuyor.
Sebep lazım geliyor insana, neden…
‘Kim’ diye sorası…
Asırları yüklenirken bu yaşım,
Kötü huylu düşüncelerden nasıl arınacak bilmiyorum bu başım.
Ah zine!
Avare başımın dönmesi.
Yükseklerden düşmelerim.
Alçaklardan bir türlü düze çıkamama beceriksizliğim…
Olur da bir gün sorarlarsa bizi bizden ezel birilerine şöyle desinler isterim:
Birbirimizi aramışız ömür boyunca.
Hem de aynı cehennemin içinde bir kez olsun karşılaşmayarak.
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.