9
Yorum
24
Beğeni
5,0
Puan
243
Okunma

Yıllar bir un değirmeni, öğütürken avuçlarımda zamanı,
Yüzümde biriken çizgilerle izledim sahnesi batan devranı.
Başkalarının çizdiği sınırlarda tükettim emanet ömrü,
Aslında bir tiyatroymuş hayat, herkes kendine biçilen rolü sürdürdü.
Kuşandığım o süslü maskeler, taşımaktan yorulduğum yükmüş,
İnsanın kendi gerçeğinden kaçması, ne büyük bir yalanmış.
Alkışların uğultusu dindiğinde, meydan derin bir sessizliğe kalır,
Sahnede devleşen yapay gölgeler, ışık sönünce aslına döner, azalır.
Şimdi sükutun sert kumaşından kendime yeni bir hırka diktim,
Ben bu sarp yokuşları vaktiyle hep gururun kör topalıyla geçtim.
Ham bir metal gibi dövüldükçe hayatın o katı örsünde,
Anladım ki asıl marifet gizliymiş, gönül dersinde.
Gurubun kızıllığı vururken ömrün o son sarp kalesine,
Kulak kabarttım artık sadece içimdeki gizemli neyin sesine.
Bıraktım dünyanın manasız, sonu gelmez boş telaşını,
Dindirdim nihayet zihnimin yorucu, bitmez savaşını.
Bir ayna tuttum bugün ruhumun gizli, karanlık odasına
Hesaplaştım geçmişimle, bastım parmağımı her bir yarasına.
Mağrurca eğildiğim yalan ihtişamlar birer birer yıkıldı,
Nefse vurulan o ketle, ruhun kapısı hakikate açıldı.
Kuru bir yaprak gibi savrulurken kalabalıkların gür selinde,
Zannettim ki koca dünya dönüyor sadece fâni âlemde.
Oysa köpükten ibaretmiş saraylar, yalanmış bütün ün ve şöhret,
İnsana sadece sadelik yakışır, gerisi nefse ağır bir hicret.
Hiçbir taht ebedi değil, hiçbir taç korumaz başı musibetten,
Ne sultanlar geçti bu handan, ne beyler sıyrıldı azametten.
Geriye kalan sadece bu gökkubbede hoş bir sadaymış baki,
Kul idrak mertebesine erince, anlarmış dünyanın her şeyi fani.
Kelime dağarcığımda büyüttüğüm o kibirli cümleler sustu,
Zaman, hakikati yüzüme vuran en keskin, en net husustu.
Toprağın altındaki o vakur avazı nihayet kalbimle duydum,
Meğer fani dünyanın sarayında upuzun bir rüyadaymışım, uyandım.
Ne paranın ışıltısı kapatır vicdandaki o derin uçurumu,
Ne de yalan övgüler düzeltebilir insanın o ölümcül gururunu.
Yalınayak yürümekmiş asıl maharet hayatın dikenli yollarında,
Kendi ruhunu hür kılabilmekmiş, nefsin o daracık kollarında.
Geceyi yoldaş edindim şimdilerde, yıldızların o dilsiz dilini,
Bıraktım çıkarla uzatılan o yapay dostların kirli elini.
Bir kisve, bir lokma yetermiş zaten içteki açlığını doyurmaya,
Gerek yokmuş nefesi beyhude yere, bitmek bilmez heveslerle harcamaya.
Dalgalar koptu sandığım o sahiller meğer birer sığ suymuş,
İnsanın kendine ettiği zulüm, cihandaki en büyük pusuymuş.
Affettim bugün kendimi de, mazinin kırık dökük anılarını da,
Yeni bir sayfa açtım bilincimin en sakin, en dingin yanlarında.
İşte kapısındayım artık o ucu bucağı olmayan sonsuz sessizliğin,
Anlamı kalmadı gözümde ne yükseklerin, ne de o derinliğin.
Kendini bulan insan için dünya artık bir imtihan sahnesidir,
Bu şiir, ömrün muhasebesini tamamlamış bir fâninin son sesidir.
Tamer KARAKAŞ
15.08.2026
5.0
100% (15)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.