1
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
71
Okunma
Mahallenin sonunda küçük bir dükkân vardı,
Kepengi her sabah aynı umutla açılırdı.
İçeride eski bir dikiş makinesi,
Bir de yıllara direnen sessizlik dururdu.
Boynunda mezurası,
Elinde iğnesiyle bir adam…
Herkes ona terzi derdi,
Kimse içindeki yarayı bilmezdi.
Nice gömlekler geçti ellerinden,
Nice ceketler uğurladı kapısından.
Bir çocuğun ilk okul önlüğünü,
Bir babanın son takım elbisesini dikti.
Her söküğü kapattı ömrü boyunca,
Her eksik parçayı tamamladı.
Ama kendi kalbindeki yaraya,
Bir türlü dikiş atamadı.
Çırağı sordu bir gün:
“Usta, iyi terzi nasıl olunur?”
Gülümsedi sessizce.
“Önce sökmeyi öğreneceksin evlat…
Çünkü her dikiş,
Doğru yerinden başlamaz.”
Akşamları dükkânı kapatırken,
Askılara uzun uzun bakardı.
Çünkü bazı emanetler vardı;
Ne satılırdı, ne unutulurdu.
Yıllar geçti…
Mezurasının rakamları silindi.
Ellerindeki çizgiler arttı.
Ama bir şeyi hiç değiştirmedi:
Kapının karşısındaki boş askıyı…
Çünkü bazı insanlar gider,
Bazı hatıralar kalır.
Herkes onu terzi sandı…
Oysa o,
Bir ömrün yarım kalan dikişlerini
Bekleyen bir emanetçiydi.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.