1
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
54
Okunma
Aynaya baktım bu sabah,
karşımda duran adama
uzun uzun baktım.
Saçlarına kış çökmüş,
gözlerinin altında
uykusuz yıllar birikmiş.
Bu ben miyim?
Bir zamanlar
gülüşü sokağın başından duyulan,
cebinde parası olmasa da
yüreğinde dünyalar taşıyan adam
bu muydu?
Ben miydim
herkese yetişip
kendime geç kalan?
Ben miydim
kırıldığını belli etmemek için
en çok gülen?
Ne zaman değişti yüzüm,
hangi gece çöktü omuzlarım?
Kim aldı gözlerimdeki ışığı da
yerine bu derin sessizliği bıraktı?
Aynadaki adam konuşmadı.
Ama gözleri söyledi her şeyi:
Gidenleri,
dönmeyenleri,
beklemekten taş kesilen yolları,
bir daha duyulmayacak sesleri…
Bu ben miyim?
Yoksa yılların
benden geriye bıraktığı
yorgun bir hatıra mı?
Ellerime baktım,
nice yük taşımış.
Kalbime dokundum,
nice acıyı kimseye duyurmadan
içinde saklamış.
Meğer insan
bir günde yaşlanmıyormuş.
Her hayal kırıklığında
biraz eksiliyor,
her vedada saçına
bir beyaz daha ekleniyormuş.
Yine de
aynaya sırtımı dönmedim.
Çünkü o yorgun adamın içinde
hâlâ bir çocuk vardı;
yağmurda ıslanmak isteyen,
sevilince dünyaya inanan,
yarına dair küçücük de olsa
bir umut saklayan…
Evet,
bu bendim.
Yılların eğdiği
ama yere düşüremediği…
Kalbi yorulmuş
ama sevgiden vazgeçmemiş…
Çok şey kaybetmiş
ama insanlığını kaybetmemiş
o adam bendim.
Aynaya bir daha baktım
ve usulca söyledim:
“Bu ben miyim?”
Sonra içimdeki ses cevap verdi:
“Evet, sensin…
Ama gördüğün kadar yorgun,
sandığın kadar bitmiş değilsin.”
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.