0
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
68
Okunma
Bir odanın köşesinde unutulmuş iki eski bavul gibi, birbirimizin içindeki boşluğu taşıdık. Ben seni anlamadım, sen de beni. Kusursuz bir şekilde anlaşamadık ve birbirimizi yok sayarak muazzam bir ittifak kurduk. Aramızda o sessiz taç utangaçlığı. Aynı gövdede iki ayrı uçurum gibi büyüyor bu mesafe; ne bir nefes yakınlaşabiliyoruz, ne de kopabiliyoruz büsbütün.
Belki de uyanmaktan korkan bir ruhun, kendi hiçliğini bir başkasının rüyasında avutma çabası bu. Ya da sadece kendini çözmeye çalışan bir çelişki... Ne zaman derinliğime uzansam köklerimden sarsılıyorum; ses geri dönüp varlığıma çarpıyor. Kendini sevmek zordur, başkasını sevmekten; çünkü insan ötekinden kaçabilir de kendine mahkûmdur. Kusurlarıma kesintisiz maruz kalmanın esareti bu; ve o esaretten nadiren doğan sevgimle uzak duruyorum kendime.
Şimdi ne bu içsel sınır aşılıyor, ne de bu muazzam ittifak bozuluyor. Yalnızca başımızda taşıyoruz bu mağrur taç utangaçlığını; kendimizden kaçarken yine kendimize yakalandığımız o asil yenilginin tam ortasında...
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.