1
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
61
Okunma
Gezegenin kalbine saplanmış kızıl bir hançer izi bu; fırtınayla beslenen, her çırpınışında karanlığı kanatan dilsiz bir feryat. Üç yüz yıllık kozmik yara — yanağında bir ben gibi duruyor oysa: kaosun kendine sürdüğü yegâne süs. İçine sığdırdığın dünyalar gibi, kıyamete kadar hapset ruhumu orada. Bil ki ben bu kaosun tam ortasında, cennetinin serinliğinde olacağım; serin bir yangınla... Jüpiter güzeli. Kül olana dek alevler gibi tutuşsak el ele; tökezlese adımlarımız, düşsen koynuma gül olana dek.
Her yaklaştığımızda bir yıldız boyu açılır aramız. Kavuşmak bize göre değil, anladık; kavuşamayanlara başka bir yakınlık kalır — dağılmak, her yere aynı anda. Madem koynuna düşemedim, bırak göğe düşeyim seninle.
Büyük sözler konuşmayacak kadar büyüdük; dilediğimizce küçülecek kadar hem de. Bir zerre olana dek defalarca bölündük; azalan yüzeyimizde hafifledi kederimiz. Şimdi düşsek bir yola varmadan, varsak bir ana sarmadan — bırak parlasın gece içimizde. Karanlığı saçılırken güneşin, göğün göğsünde açılmış bir yara, kanıyla saklıyor yıldızları; bu yüzden hiç sevemedim o sarıyı. Sonsuz kere parçalandık fraktallara ayrılıp, saçıldık o devasa göğün göğsüne. Eğer bakarsan göğün yüzüne bu gece, göreceksin: tüm yıldızlar biz olacağız.
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.