4
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
179
Okunma
Sessizliğin secdeye vardığı bir ömürdeyim şimdi...
Ne vakti sayan bir saat kaldı duvarda,
Ne de göğsümde yarına inanan bir nefes.
İnsanı yok eden, zaman değilmiş meğer;
Zamanı yavaş yavaş tüketen, o yokluğun kendisiymiş.
Kapanırken gözlerim karanlık gecede,
Aklımda ne ecel var ne bir telâş:
Sen, her gece yeniden can verirsin içimde.
Toprağa düşen bedenim değil
Bir ömre lâyık gördüğün yalancı bahar,
Dudakta kuruyan "kal" sözleri,
Ve uzanamayan ellerdir gömülen.
Ben aşkını gül sandıkça,
Meğer dikenini büyütmüşüm yetim yüreğimde.
Sarılırken fark edemedim, olanları
Kendi mezarımı kazıyormuşum tenine
Ruhumun fatihası yine senin dilinde
Sen gittin...
Ben, gidişinin içinde rehin kaldım.
Şimdi hangi rüzgâr esse, savrulan kül benim,
Hangi çocuk düşse kanayan dizi benim,
Şimdi yer yarılsa kıyamet kopsa ,
Dağın eteğinde karlar alev alsa tek sebebi benim.
Ne toprak bağrına bastı beni,
Ne gökyüzü sığınağı oldu ruhumun.
İki dünya arasında asılı bir ah gibiyim:
Karar belli... ayrılık kesin hüküm
Ama anla işte dilbilmezim , yürek sızım
Ne ölmeye yetiyor gücüm,
Ne de yaşamaya razıyım.
Ölüm kapımı çalarsa bir gün,
Onu bir müjde gibi karşılayıp ağır misafir gibi baş üstünde tutacağım
Çünkü bir tek o susturur içimde ki amansız savaşı,
Ve ben ölürken kazanacağım.
Derler ki toprak örter her günahı;
Belki doğrudur...belki de tek çare ölüme giden yoldur,
Lakin aşkın açtığı yaraya
Ne bu toprak kefen olur,
Ne de zaman merhem.
Çünkü bazı acılar mezara sığmaz;
Sakın ama sakın unutma !
dil bilmezim ,
gözü görmeyenim ,
Aşkını içine gömenler..., mezarsız yaşar
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.