4
Yorum
13
Beğeni
5,0
Puan
150
Okunma
Aşkın tarihi, hep o devasa adanmışlıkların ve sarsılmaz sadakatlerin omuzlarında yükseldi.
Kerem’in külünde, Sinan’ın taşında, Züleyha’nın feda ettiği o şanlı gençliğinde hep aynı mukaddes ruhu aradı insanlık. Yüzyıllardır yazılan tüm sevdaları, çekilen tüm büyük yasları gözden geçirdiğimde gördüm ki;
aşkı asıl büyüten şey uğruna göze alınan fedakarlıklar, asıl kirleten ise o koca adanmışlıkların karşısına dikilen o küçük, bencil ve ucuz mülklerdi.
Bir şair olarak kalemi elime aldığımda, gidenin arkasından yakılan sıradan bir ağıt değil;
tarihin o en asil sevdalarının aynasında, modern zamanların o sığ ve nankör vefasızlığını hesaba çekmek istedim.
Çünkü en büyük haksızlık; dağları devirecek bir sadakatle gelen bir kalbi,
değersiz bir şeye pul etmek ve nefes alan bir dünyayı acımadan katletmektir.
Bu şiir, sevdanın o ağır terazisinde tartılıp da hafif kalanların yüzüne vurulmuş edebi bir hükümdür..."
Nedir seni benden vazgeçiren?
Ben sana, Kerem’in Aslı’ya olan o yangını gibiydim;
Ah edip yanmayı göze almıştım o son nefeste.
Saf bir adanmışlık varken karşında,
Sen hangi korkunun ardına gizledin de kendini;
Bunca kutsal sevdayı bir anda kül ettin?
Nedir seni benden vazgeçiren?
Ben sana, Mimar Sinan’ın Mihrimah’a olan sevdası gibiydim;
Aşkını taşlara, kubbelere nakşeden bir sabır varken karşında...
Ben senin adın için güneşi ve ayı aynı göğe sığdırmışken,
Sen yoluna serdiğim bunca emeği, bunca gözyaşını
Gittin... Değersiz bir şeye pul eyledin.
Nedir seni benden vazgeçiren?
Ben sana, Züleyha’nın Yusuf kapısındaki o gençliği gibiydim;
Zerre düşünmeden feda edip yollara düştüğüm o adanmışlıkla...
Bir insan, bir insan için her şeyinden vazgeçebilirken dünyada;
Söyle, sen hangi kibirli uykunun mülküne aldandın da
Sana sığınan bu yaralı dünyamı,
Kendi ellerinle, acımadan yok ettin?
Nedir seni benden vazgeçiren?
Ben sana, Tahir’in Zühre’ye beslediği o sadakat gibiydim;
Araya giren kara çalıya, sürgünlere kafa tutan o dilsiz güçle...
Ölüm bile o iki mahzun canı ayırmaya cesaret edememişken,
Sen ufacık bir rüzgarda, ilk zorlukta çözdün ellerini;
Hiç suçum yokken bizi böyle kolayca feda ettin.
Nedir seni benden vazgeçiren?
Ben sana, Şah İsmail’in meydanda yitirdiği o tek ceylanı gibiydim;
Arkasından günlerce tuttuğu o divane, o derin yasla...
Ben canı canana teslim etmeyi mukaddes bilmişken üstelik;
Söyle, bunca vefaya karşı bu nankörlük reva mıydı?
Hangi ara bu kadar nasırlaştın da beni böyle nefessiz,
Böyle yapayalnız... Katlettin?
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.