2
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
236
Okunma

Kasada genç bir kadın.
yüzünde hayata küsmemiş
ama beklemekten yorulmuş
sitemkar bir tebessüm.
Sepetime baktı
"sağlıklı ürünler" dedi
"Nereden biliyorsunuz?" dedim
Gülümsedi.
"Ben diyetisyenim"
Bir an zaman durdu.
Kasadaki barkod sesi
içimde kırılan
bir umut gibi
uzayıp gitti…
"Atanamadım..."
Dedi.
Sadece bir kelimeydi.
ama bütün gençliğimizin
yazgısı içindeydi.
Dersleri, ödevleri…
Loş ışıkta sabahlayan geceleri.
Ve zulada her dönem eksilen
anne bilezikleri...
Eksik değildi bilgisi.
Ne emeği, ne liyakati.
Bazı kapılar sorar hala:
Var mıdır bir hamisi?
Fişin arkasına
aceleyle yazdım telefonumu,
"özgeçmişini gönder."
Göndermedi.
Oysa yıllarca
kürsülerden
"Çalışırsanız başarırsınız"
diyordum.
Şimdi
kendi sözlerimden
utanır oldum.
Bir zamanlar torpil,
ayıptı, fısıltıyla söylenirdi.
Şimdi adeta maymuncuk
bütün kapılara anahtar oluverdi.
Bir akşam
yine gördüm.
"Hala buradasın?"
"Yakında sınavım var."
"Neresi?"
"Adalet Bakanlığı”
Sustu.
Gözlerini kaçırdı.
Neredeyse fısıldadı.
“Zabıt katipliği.”
Ve ben o akşam
eve
yalnızca aldıklarımı değil,
yarım bırakılmış
bir geleceği de
getirdim.
Çünkü en ağır yük,
elimdeki poşet değilmiş,
ülkenin kendi çocuklarını
hayallerini unutmaya
mecbur etmesiymiş.
Bir ülke,
öğretmenini bekleyişe,
doktorunu göçe,
mühendisini tezgaha,
diyetisyenini kasaya,
gençliğini gurbete
mecbur bırakıyorsa,
kaybedilen
yalnızca umut değildir;
yarım bırakılmış bir gelecektir.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.