3
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
363
Okunma

Kasabın reyonunda
Kırmızısı, beyazı
Şarküterisi, işlenmişi,
İşkembesi, sakatatı…
Orta yaşına yakın
Bir kadın müşteri
Yüzü solgundu,
Eskimiş giysiler içinde,
Belli ki yoksuldu.
"Biraz kemik,
biraz da kuyruk yağı"
dedi sessizce.
Kasap başını salladı.
"Kalmadı."
Kadının gözlerinde
Akşam,
Bir ömür kadar uzadı.
Hiçbirimiz konuşmadık.
Ben;
göz göze gelmeye utandım.
Çünkü bazen
bir insanın cebindeki sessizlik,
dünyanın en ağır çığlığıdır.
O an düşündüm:
Para bazen
bir çocuğun buharı tüten çorbası;
yaşlı bir elin avucundaki ilaç,
yoksul evlerin bereketli sofrasıdır.
Parasızlık;
İnsan onurunu
İçten içe oyan
Görünmez bir bıçaktır.
Oysa
ilk madeni para
Bu zengin topraklarda basıldı.
Peki
kim üretti
bu yoksulluğu?
Kim alıştırdı
insanlara
kasabın önünde
yalnız kemik istemeyi?
Bilmiyorum...
Bildiğim bir şey var:
Bir ülkede
çocuklar ete uzaktan bakıyorsa,
anneler alışverişten
boynu bükük dönüyorsa,
utanması gereken
yalnız yoksullar değildir.
Çünkü para,
insanın başını eğmesi için değil;
başı dik yaşayabilmesi içindir.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.