0
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
74
Okunma
Saniyeleri tek tek tartıya koydum, gramajlarını deftere geçtim, her anın kabuğunu soyup çekirdeğini diş izimle mühürledim — yaşadım yani, yaşamak buysa.
Sonra bir ambulans geçti içimden: gelirken çığlık, giderken uğultu. Anlar da aynı yasaya tabi demek; yaşarken kulağımın dibinde bağıran şey, dönüp baktığımda yerin altından konuşuyor. O yaz sarısı vardı ya — dilimin üstünde kaynar tuz gibi şıkırdayan — şimdi baksam pes bir mırıltı sadece: rengin sesi kalınlaşmış, toprağa yakın bir perdeden konuşuyor artık. Şimdinin kokusunu da bilirim: yağmurdan hemen önceki o mor sersemlik, bir de yeni kesilmiş demirin sıcak talaşı — burnuma değdiği an çoktan geçmiş oluyor.
Bir de geçenlerde arkamdan biri seslendi, adımla. Döndüm, kimse yok; ses eski bir sesti, yolda kalınlaşa kalınlaşa bana ancak şimdi yetişebilmiş. Belki yıllar önce söylendi, belki henüz söylenmedi; takvimi yok sesin, belki düşürmüş geçerken. Ben de kendi adımı geleceğe doğru bağırıp duruyorum bu yüzden, kim bilir hangi köşede, kaç yaşımda dönüp bakacağım diye — ve o gün duyacağım şey bir uğultu mu, yoksa yalnızca bir yutkunma mı olacak, bilmeden.
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.