0
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
33
Okunma
Bir sabah vaktiydi, Adıyaman’ın yollarında,
Ayakkabımın ucuyla toprağı dürtüyordum.
Hani derler ya; taş yerinde ağırdır,
Ben burada kendimden ağır,
Burada kederden hafif bir yük taşıyordum.
Güneş, Nemrut’un sırtından sıyrılıp düşerken,
Gölgem uzadı, sana doğru bir yol oldu.
Kimse görmedi, kimse bilmedi,
Ben bu şehrin taşını, toprağını değil,
Senin o hüzünlü bakışını sevdim.
Ne bir fırtına kopardı içimde,
Ne de bir tufan esti göğsümde.
Sadece bir hüzün çöktü omuzlarıma,
Sessizce, bir akşamüstü çayı gibi,
Yavaş yavaş soğudu ömrüm.
Bir köşede oturup bekledim;
Sanki bir gün kapı açılacak,
Sanki bir gün aynı yolda yürüyecektik.
Ama ne yollar birleşti, ne de ayak seslerimiz,
Ben o ıssız sokaklarda,
Senin gölgenle konuşmayı öğrendim.
Seni burada sevdim,
Adı belli, yeri belli,
Ama kimsenin bilmediği o saklı bahçede.
Bir mektup yazdım, göndermedim.
Bir söz verdim, tutamadım.
Ama içimdeki bu yangını,
Başka hiçbir yerde, hiçbir ateşte yakamadım.
İnsan bazen kendi şehrinde gurbetçi olur,
İnsan bazen kendi kalbinde misafir kalır,
Ben de burada, bu taşların arasında,
Sana dair ne varsa biriktirdim.
Zaman akıp giderken Fırat’ın sularında,
Her damlada senin ismin, her kıyıda senin sesin var.
Bu şehirde unutulmaz ne varsa yazdım defterime;
Bir yanım yarım kaldı, bir yanım kışa teslim,
Yine de pişman değilim, bu keder bile güzel.
Çünkü seni sevmek, kör bir kuyuda yıldızı beklemekti,
Ve ben o yıldızı, bu toprağın tam kalbinde buldum.
Eski bir evin eşiğinde bekler gibiyim yılları,
Duvarlar şahit, gökyüzü şahit, bu tozlu yollar şahit;
İnsan sevdiğine bir kez dokunsa ömrü değişir derler,
Ben hiç dokunmadım, sadece uzaktan bir türkü gibi dinledim.
Gitsen de bu şehirde bir yerin var artık,
Sokak lambaları seni arar, rüzgar ismini fısıldar,
Ve ben, bu yalnızlığın en mağrur haliyle,
Hala seni, o eski köşede bekler gibi yaşıyorum.
Artık mevsim değişse de bende takvimler hep aynı,
Bir yaprak düşer gibi sessizce, sensizliğe boyun eğdim.
Yorgun bir kitabın son cümlesi oldun, kapandı bütün kapılar,
Ama içimdeki o şehir, o çocuk, o eski sevda hiç ölmedi.
Belki bir gün rüzgar savurur tozlu hatıraları yeniden önüme,
İşte o gün, bu toprağın tozuna karışan isminle,
Seni bir kez daha, ilk günkü gibi, burada seveceğim.
Şimdi bu satırlar,
Bir kitabın, belki de hayatımın en mahrem sayfalarında,
Seni burada, bu şehirde,
Bu sessizlikte, bu hasretin en orta yerinde bulacak.
Çünkü sevmek; kavuşmak değil,
Aynı göğün altında, aynı acıyı onurluca taşımaktır.
Seni, şehrin gürültüsünde değil,
Sessizliğin derinliğinde sakladım,
Ve bu sevda, seninle başlayıp,
Yine senin gölgende, bu topraklarda bitti
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.