0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
144
Okunma
Gece yarısı bu kimsesiz şehre çöken o infazcı pus gibi,
Çöktün birdenbire gençliğimin en deli çağıma...
Gururu bir zırh gibi kuşanıp üzerime,
Çekip gittim, sertçe kapattım sanmıştım o tahta kapıyı.
"Bitti!" derken sesim bile titrememişti, bak!
Hani o dağları deviren, dünyayı yakan öfkem vardı ya,
İşte o öfkeyle arkama bakmadan yürüdüm karanlık sokaklara.
Meğer ne büyük bir tiyatro oynamışım kendi sahnemde,
Meğer ben bu ayrılığın faili bile değilmişim;
Senin çoktan kafanda bitirdiğin o gizli kaçış planına,
Kendi ellerimle sadece bir bahane hediye etmişim...
Sokaklar ayaklarımdan çekilip,
Şehir o en kahredici, o en yırtıcı sessizliğe büründüğünde
Anladım asıl hezimetimi...
Bir gece vakti, elimde paslı bir anahtar,
Çevirdim kilidi, girdim o soğuk, o yetim koridora.
Karanlık bir tokat gibi çarptı yüzüme önce,
Sonra yorgun ceketimi astım bomboşluğa.
Alışkanlık işte; mutfağa geçip iki çay bardağı koydum tezgaha...
Elim havada asılı kaldı, camın o keskin soğuğu vurdu anlıma.
Dudaklarımdan dökülen ilk feryat, o dilsiz duvarlara çarpıp içime çöktü:
Söyle şimdi, istediğin bu muydu?
Oysa ben seni nasıl bir yangınla, nasıl bir sevdalanmayla sarmıştım, hatırla!
Göğsümdeki o dar kafesi parçalayıp, gökyüzümü senin avuçlarına sermiştim.
Yüzünde küçücük bir tebessüm açsın diye,
Kendi ömrümün baharlarını yağmalayıp veriyordum sana.
Ben seni bu ömrün kıblesine, bir mabet gibi kurmuşken;
Sen, gözünü bile kırpmadan tek bir kalemde üstümü çizmeyi seçtin.
Yüzümdeki her derin çizgide, gözümden dökülen her acı damlada,
Sana biriktirdiğim o sonu gelmez hıçkırıkta kaldı şimdi sesim.
Ne haklı olmanın o sahte gururu ısıtır ellerimi,
Ne de bu cehennemî yalnızlık söndürür içimdeki yangını!
Söyle ey vefasız, söyle ey sırtımdan vuranım,
Arkanda böylesi yıkık, böylesi kırıntı bir adam bırakırken...
Gerçekten...İstediğin bu muydu?
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.