0
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
152
Okunma
Masada unutulan ikinci bardak benim.
Kimsenin eline almadığı, kimsenin dudak izini bırakmadığı, sadece bekleyen bir bardak...
İnsan bazen kırılınca ses çıkarır sanıyorlar.
En büyük kırılışlar, cam gibi sessiz olur.
Tıpkı benim gibi.
Bir akşam telaşıyla konuldum bu masaya.
Karşıma bir sandalye çekildi.
İki kişilik umutlar dizildi sofraya.
Bir çay fazla demlendi.
Bir kahve fazla pişti.
Bir cümle fazla kuruldu.
Sonra...
Bir kişi eksik kaldı.
İşte o günden beri ben, eksikliğin şeklini taşıyorum.
Yanımdaki bardak defalarca doldu.
Defalarca boşaldı.
Kirlenip yıkandı.
Yine geldi.
Ben ise aynı yerde duruyorum.
Çünkü bazı bekleyişler kullanılmak için değil, unutulmak için başlar.
Biliyor musun...
İnsanlar masaları toplarken hep kırıntıları fark ediyor.
Dökülen çayı siliyorlar.
Kül tablasını boşaltıyorlar.
Peçeteyi çöpe atıyorlar.
Kimse ikinci bardağa bakmıyor.
Kimse onun neden hâlâ orada olduğunu sormuyor.
Çünkü fazlalık sanılıyor.
Oysa ben fazlalık değilim.
Yarım kalan bir hikâyenin kanıtıyım.
Bir zamanlar "biz" diye kurulmuş bir cümlenin son sessiz harfiyim.
Bazen gece olunca camıma pencerenin yansıması vuruyor.
Kendimi dolu sanıyorum.
Meğer yalnızca gökyüzü misafir oluyormuş içime.
Ne tuhaf...
İnsan da bazen kendini seviliyor zannediyor.
Sonra anlıyor.
Meğer gelen, yalnızca yalnızlığın gölgesiymiş.
Masanın üzerindeki çizikleri ezbere biliyorum artık.
Ahşabın hangi köşesi daha çok yorulmuş...
Hangi damarında eski bir kahkahanın izi kalmış...
Hepsini biliyorum.
Çünkü bekleyenler, en çok ayrıntıları öğreniyor.
Gidenler hiçbir şeyi hatırlamıyor.
Bir ara kapı açıldı.
Ayak sesleri yaklaştı.
Kalbim olsaydı mutlaka hızlanırdı.
El uzandı.
Tam bana dokunacak sandım.
Yanımdaki bardağı aldı.
Beni yine bıraktı.
İnsan bazen seçilmemeyi, terk edilmekten daha ağır taşıyor.
Sonra anladım...
Ben kimsenin susuzluğunu gidermek için bırakılmamışım.
Ben, dönmeyen birinin hatırası unutulmasın diye masada unutulmuşum.
Belki de her evde böyle bir bardak vardır.
Adı konmamış.
Hiç konuşmamış.
Hiç kaldırılmamış.
Bir köşede bekleyen...
Sadece sahibinin geri geleceğine inandığı için tozlanmaya razı olmuş.
Şimdi önümden mevsimler geçiyor.
Pencereden yağmurlar geçiyor.
Çocuk sesleri büyüyor.
Çiçekler soluyor.
Takvimler değişiyor.
Ben hâlâ aynı yerdeyim.
İçimde tek damla çay yok.
Ama ağırlığım her geçen gün artıyor.
Demek ki insanı ağırlaştıran şey, yaşadıkları değil...
Bekledikleridir.
Bir gün biri bu masayı tamamen kaldıracak.
Sandalye başka yere taşınacak.
Örtü değişecek.
Hatıralar kutulara doldurulacak.
Belki beni de alıp mutfağın en arka rafına koyacaklar.
Kim bilir...
Belki de çöpe atacaklar.
Fakat bilsinler...
Cam kırılınca yalnızca bardak parçalanmaz.
İçinde yıllarca beklemiş umut da bin parçaya ayrılır.
O yüzden sakın bana boş bir bardak demeyin.
Ben...
Gelmeyen bir insanın hâlâ ayrılmadığı son yerim.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.