0
Yorum
7
Beğeni
0,0
Puan
42
Okunma
Doğmamış kadınım ben, can içinde can taşıyan,
Kendi göbeğini kendi kesen, sarp kayaları tırnaklarıyla unufak eden.
Yüreğim hep yumruk, sıkılmaktan bitap,
Şah damarımdan kesilmiş hayatla bağım, yarım bırakılmış.
Çok sonra öğrendim, yasakların sinsi cehlini,
Kendimden başkasına ölü doğduğumu.
Öğrendim, sevdalanmanın hakkım olduğunu,
Ve yalnızlığı gece gibi saçlarıma örmenin mukadderatını.
İçimde paha biçilmez mücevher: Işıktan beslenen ruh,
Karanlıkta kaybolmuş, Nemrut’ta güneşi bekleyen.
Fırat kadar hırçın, Dicle kadar dingin,
Ağrıyan başım omuzsuz, bi başına doğrulup kalkan.
Gökyüzüyle göz göze, yıldızlara yoldaş,
Kendime uyanışımdan korkup ürküyorlar!
Kara kargalar ötüyor, o leş yiyici güruh,
Nefes alıp, cocuklaşmamdan korkuyorlar.
Dağları delmemden değil, o sahte saraylarını yıkmamdan,
Yâra yâr, düşe düş, günden güne sızmamdan.
Kutsal yanım anne, öbür yanım kadın,
Kendimi kendi ellerimle, taştan yontmamdan ödleri kopuyor.
O sonsuz çöle inen melekleri zekasıyla dize getiren,
Kötülüğün haritasını bozup, göğün en tepesine yükselen,
Yarım topraktaki üzüm, diğer yanım mahsende şarap,
Görebilseler devirdikleri o çamlar, hangi kalbe çıra...
Gökteki o asil Zühre’den,
Ürküyorlar hakikatten, göz önündeki kor ateşten,
O doğurgan, o dur durak bilmez kadının gücünden korkuyorlar!
Vaha Sahra
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.