2
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
57
Okunma
Denizin mavisini gözlerine mühürlemişti kadın,
Her gülüşünde kıyıya vuran dalgalar gizliydi.
Gökyüzü rengini onun bakışından ödünç alırdı da,
Kimse bilmezdi o mavilikte boğulan fırtınaları.
Saçlarına rüzgârın eliyle başaklar dolaşmıştı,
Altın sarısı bir hüzünle dalgalanırken telleri,
Kirpiklerine tutunan yağmur damlaları,
Süzülmeye cesaret edemeyen yaşların nöbetçisiydi.
Sevilmeden sevmenin o ağır, o ezici saltanatı,
Bir dağ gibi çökmüştü narin omuzlarına.
Dışı bahar bahçe, tebessümü dünyaya hediye,
İçi darmadağın, içi dondurucu bir kış kıyamet.
Solan başakların boyun büküşüydü her adımı,
Gözlerindeki mavidir taşıyan bu derin yası.
Kimseler bilmez, sabaha dek süren o harbi,
Gülüşü maskesidir, kalbi ise bir ömür fukarası.
Bir ömür feda edildi hiç sevilmeyen o sinede,
Yalancı sevdalar, kırık dökük ümitler içinde.
Kendi külünden doğan bir anka kuşu misali,
Yanar da sessizce, dumanı tütmez kimsenin gözünde.
Ağır gelir bazen taşımak bu gaddar dünyayı,
Gönül tarlasında yeşermez bir tek sevgi payı.
Yine de eğmez başını o mağrur, o yaralı kadın,
İçinde saklar fırtınayı, unutup ağlamayı.
Sus kadın, sakla o sızlayan derin suları,
Burası tenha değil, burası sağır, burası kör.
Gözyaşlarını rüzgâra bile emanet etme,
Kimse görmesin kalbinin kuyusundaki sızıyı.
Sükutun hırkasını giyin de öyle geç kalabalıktan,
Anlamazlar feryadını, anlamazlar acıdan, sızıdan.
Gözyaşın akmasın pınardan, dökülsün satırlara,
Gemilerin yürüsün kara topraktan, sıyrılsın karadan.
Denizler dar geldiyse bu muazzam kedere,
Mısralara sal dümenini, dökülsün ne varsa.
Sular çekildiyse, umutlar karaya oturduysa,
Yürüt gemilerini karadan bu amansız geceye.
Ama ne olur, sus...
Kimse duymasın içindeki sarayların yıkılışını.
Sadece mısralar bilsin seni,
Sadece gece anlasın...
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.