Okuduğunuz
şiir
23.6.2026 tarihinde günün şiiri olarak seçilmiştir.
Taş
"Ey tabip derman diye zerk eyleme vebayı; Kapanırsa yaralarım unuturum vefayı!"
Taş Sen ve ben Diye başlayan cümlelere andolsun! Gıcırdayan kapı menteşesi travmalarımda Buldum sesini Melankolik uykudan düşüyordum Nadasa bıraktığım sözcükler Filizlenip yeşeriyordu Yeniden Yeniden Mavi bakışlarında sis Yakamozlar parıldamıyor artık Körelmiş gözlerime
İçli bir ah yazılmış Tarihin kül kokan sayfasında Temmuzun üşüyen yanını gösteriyordu Makam ecelin sessizliği Ben o gün ölmüştüm aslında Sadece taş eksikti başucumda!
Şafak saymayı bırakmıştım Anlamsız geliyordu tuttuğum kolluklar Yat emrinin ardından başlıyordu Asıl azap! Pencereden sızan sokak ışığında düşlüyordum seni Mektubunu okuyor Acıtan harfleri okşuyordum Ne de olsa elindi o harfler İnan/a/mıyordum Kalbin/den olamazdı o cümleler!
Bilmiyordum! Daha ağırını çarşı izninde yaşayacaktım Bir telefon kulübesinde yitirilen aşkla Tarihe o acı günü not tutacaktım
--26/Temmuz/1992 Pazar--
İşte sevgili başucumdaki eksik taş! İstersen dik başıma İstersen dirilt sar bağrına…
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiir, yüzeysel okunduğunda 1992 yılının bir Temmuz gününde, bir telefon kulübesinde ve kışla duvarları arasında yaşanmış pratik, kanlı canlı ve hüzünlü hikâyeyi konu alır. Ancak derinliklerinde divan edebiyatı geleneğinden tasavvufi felsefeye, psikanalitik öğelerden modern yapısalcılığa kadar çok zengin bir katman barındırır.
Tasavvuf, ham bir ruhun acı potasında eriyerek kemale erme sürecidir. Şiir, biçimsel olarak seküler (askerlik, çarşı izni, telefon kulübesi) bir dekor kullansa da izlek olarak tasavvufi bir seyrüsefere sahiptir.
"Andolsun!" (Kasem), başta Kur'an-ı Kerim olmak üzere kutsal metinlerin en karakteristik hitap şekillerinden biridir (Örn: Ves-şemsi, Ved-duhâ / Güneşe andolsun, Kuşluk vaktine andolsun). Şair, bu kelimeyi seçerek "Sen ve ben" birlikteliğini ya da o sözü sıradan bir aşk ilişkisinden çıkarıp kutsal, dokunulmaz ve ilahi bir rütbeye yükseltir.
Doğu felsefesinde ve edebiyatında, üzerine yemin edilen şey, uğruna her şeyin feda edilebileceği en yüce değerdir. Şair, geçmişteki o saf başlangıca (Sen ve ben olan o ilk ana) yemin ederek, şiirin devamında çekeceği tüm azapları, tutacağı kollukları ve ödeyeceği bedelleri peşinen meşrulaştırır.
Hikayede belirtilen beytin kalbi şu kısımda atar. "Kapanırsa yaralarım unuturum vefayı!" Bir türküde geçer "Tabip sen elleme benim yaramı, (beni iyileştirmeye çalışma) beni bu hallere koyanı bul getir." Bazen bir acıyı dindirmek için başvurulan yollar, insanın ruhuna o acının kendisinden daha büyük zarar verir. Çekilen acı çeken için o kadar memnuniyet vericidir ki önerilen tedavi yolları bir hastalık / ızdırap sayılır.
Klasik edebiyatta yara, sevgiliyi hatırlatan en kutsal imgedir. Sevgiliden gelen bu acı, aşığın hayatta kalma ve ona bağlı olma sebebidir. Yaranın açık kalması, aşkın ve sadakatin diri kalması demektir.
Yara iyileşirse, acı biter; acı biterse, sevgiliye duyulan o büyük aşk ve sadakat de körelir. Şair, acısıyla beslenen ve bu acıyı sevgilinin bir emaneti, bir vefa borcu olarak gören bir ruh halindedir. Bu anlamda acı çekmek unutmaya ve dolayısıyla vefasız olmaya tercih edilir.
"Ben o gün ölmüştüm aslında / Sadece taş eksikti başucumda!" dizeleri, tasavvuftan bildiğimiz "Ölmeden önce ölünüz” cümlesinin edebi bir yansımasıdır. Bir durum...ki "Aşk acısı benim vefa borcumdur, beni iyileştirmeyin." çıkarımını yapabileceğimiz bu olayın tezahür etmesiyle şiirin kahramanı dünyevi bağlardan ve nefsani arzulardan el çekiyor, çünkü yaşarken ölmeyi ilk o an tadıyor.
"Nadasa bıraktığım sözcükler / Filizlenip yeşeriyordu" kısmı, ruhun çile (karanlık/bekleyiş) dönemini anlatır. Çekilen azap, şairin içindeki edebi ve ruhani cevheri uyandırmıştır.
Felsefi açıdan şiir, insanın varoluşsal sancısı ve zamanın kırılma noktalarından izlekler taşır. Krizin yaşandığı kronolojik zaman, oracıkta tükenmiş artık psikolojik zamana evrilmiştir. Spesifik bir tarihle kodlanan telefon kulübesinde geçen olay kahramanın var oluşunu ikiye bölmüştür. O günden öncesi ve sonrası... Temmuz sıcağı- üşüyen yan ifadeleriyle dış gerçeklik, içsel algı tarafından ters yüz edilir.
Şair, mektuptaki can yakan harfleri okşarken acıyı yabancı bir unsur olarak görmez, onu varlığının bir parçası olarak kabul eder. Sartre’cı bir bakışla, insan acı çektikçe ve irade gösterdikçe kendi varlığını inşa eder. Fakat buradaki varlık yabancı olmadığından "hissettikçe, hiçe saymaktan" acı ile kurtulunur. "Mektubunu okuyor / Acıtan harfleri okşuyordum / Ne de olsa elindi o harfler" Şiirin kahramanı, canını yakan, onu adeta yıkan bir mektubun harflerini dahi sevdiğinden bahseder. O "acıtan harfler" aşığın sarmalamaktan vazgeçmediği eller, sevgiliye olan vefanın sadakatin bir parçasıdır; acı, bir emanettir sevgili tarafından bırakılan...
Edebi açıdan şiir baştan aşağı tezatlar üzerine kuruludur. Temmuzun üşümesi, uykudan düşerken uyanmak (sözcüklerin filizlenmesi), derman olması beklenen çarşı izninin yıkıma dönüşmesi. Bu tezatlar, metindeki gerilimi ve dramatik etkiyi zirvede tutar.
"Yat emrinin ardından başlayan asıl azap", fiziksel disiplinin bittiği yerde ruhsal disiplinin (veya işkencenin) başladığını gösteren harika bir edebi geçiştir.
"Mavi bakışlarında sis" ve "Körelmiş gözlerime" ifadeleri, sevgilinin artık bir ışık kaynağı (yakamoz) olmaktan çıktığını, aşığın ise dünyaya gözlerini kapattığını gösterir. Gözün körelmesi, dış dünyaya kapanıp iç dünyaya (gönül gözüne) açılmanın da bir simgesidir.
Şiirin sonundaki "İstersen dik başıma / İstersen dirilt sar bağrına..." teslimiyeti, tasavvuftaki "Kahrın da hoş, lütfun da hoş" anlayışını anımsatır. Sevgiliden gelen ölüm de (mezar taşı) yaşam da (bağra basılmak) birdir. Kulun iradesini irade-i külliyede yok etmesidir.
Şair sevgilinin açtığı yarayla ölmeyi kabul etmiştir; o yaranın üzerine ister mezar taşı dikilsin ister yara sarılsın, karar yine yaranın sahibinindir.
Aren şair dolu dolu bir şiirdi. üzerine ne yazılsa az gelir. tamamlanacak gibi değil. başlık dahil vurgulamadığım birçok nokta var. ilk okuyuşta ancak bu kadar kaleme dökebildim.
tebrik ediyorum güne gelişinizi, kaleminize sağlık
Bilmem ki gözlerim ne zaman uyur Ben senden kendime taştığım vakit Açıkça bir güfte ruhuma vurur Ömrüme kazılmış bu derin sakit
Hocam bu yoruma diyebileceğim söz yok lakin bir dörtlük içimi anlatsın size. Çok teşekkür ederim emeğinize.
Şiirin dokusunu öyle hassas bir kalemle ele aldınız ki; gerek tasavvufi, gerek psikolojik gerekse sosyolojik yönden ışığımız oldunuz. Bende bir dörtlükle anlatayım dedim…
Bilmem sizin ışığınız ve benim duygum beni ne zaman uyutur. Öyle ki sizin öğretilerinizden sonra kendime taşarım da bir güfte gibi dağarcığınız tekrardan ruhuma vurur. Her hâl derin kazılmış bir kuyuda gibi hissederim. Ama… Bilirim buda sınav buna da razı olmam gerekir.
Teşekkür ederim Hocam Allah razı olsun, ne söylesem kifayetsiz; siz mahcubiyetime af buyurun. Eyvallah…
Bilmem ki gözlerim ne zaman uyur Ben senden kendime taştığım vakit Açıkça bir güfte ruhuma vurur Ömrüme kazılmış bu derin sakit
Hocam bu yoruma diyebileceğim söz yok lakin bir dörtlük içimi anlatsın size. Çok teşekkür ederim emeğinize.
Şiirin dokusunu öyle hassas bir kalemle ele aldınız ki; gerek tasavvufi, gerek psikolojik gerekse sosyolojik yönden ışığımız oldunuz. Bende bir dörtlükle anlatayım dedim…
Bilmem sizin ışığınız ve benim duygum beni ne zaman uyutur. Öyle ki sizin öğretilerinizden sonra kendime taşarım da bir güfte gibi dağarcığınız tekrardan ruhuma vurur. Her hâl derin kazılmış bir kuyuda gibi hissederim. Ama… Bilirim buda sınav buna da razı olmam gerekir.
Teşekkür ederim Hocam Allah razı olsun, ne söylesem kifayetsiz; siz mahcubiyetime af buyurun. Eyvallah…
Efendim şair demiş ya kimi hitaptan kimi kitaptan anlar kutsal bir mektup okuduğunda onu anlamak anlatmak kabiliyet beceri ister bir telefon kulübesi bir dergah bir telefon derviş mesafesindedir kabir taşıma dikin demesi dünyadan el çekmesi bağrına bas dirilt demesi ahirette göz kırpmasıdır bak ne söylüyor kabirdeki taşlar müslüman'a hayat ölünce başlar beytine uyuyor Tebrikler kaleminize toz değmesin
Teşekkür ederim Hüseyin Hocam. O kadar güzel özetlediniz ki; kainat bir ayet her insan bir kitap... Ne mutlu idrak etmek için akledenlere. Çok teşekkür ederim.. Selam ve en içten saygılarımla...
Teşekkür ederim Hüseyin Hocam. O kadar güzel özetlediniz ki; kainat bir ayet her insan bir kitap... Ne mutlu idrak etmek için akledenlere. Çok teşekkür ederim.. Selam ve en içten saygılarımla...
Anlamlıydı.Baştan başa ustalıkla yazılmış muhteşem şiir.Hikâyesive finali ile harikalar yaratmışsınız.Şiirin tevellütü eski olmasına eski amma halâ güncelliğini koruyor.Taş başlığı ile taş taç da.Mahir kaleme saygıyla.Kutluyorum.
neneh. tarafından 24.6.2026 10:11:17 zamanında düzenlenmiştir.
Teşekkür ederim hocam güzel bakan gönlünüz için. Tevellüt ne güzel kelime... Tarihi eski olsa da birçok an tazeliğini ömürlük koruyabilmekte. Selam ve saygıyla....
Teşekkür ederim hocam güzel bakan gönlünüz için. Tevellüt ne güzel kelime... Tarihi eski olsa da birçok an tazeliğini ömürlük koruyabilmekte. Selam ve saygıyla....
Muazzam bir eser okudum. Zamanın ve hafızanın derinliklerinden süzülen bu ifadeler, hüzün ile ecelin sessizliğini birleştirerek oldukça sarsıcı bir atmosfer oluşturmuş. Nadasa bırakılan sözcüklerin filizlenmesi ve Temmuzun üşüyen yanı betimlemeleriniz, şiirdeki duygusal yoğunluğu çok etkileyici kılmış. Canı gönülden tebrik ederim,
Teşekkür ederim. Güzel bakan güzel görür. Güzel bakmışsınız ki güzel hisler dökmüş kaleminiz. Kelâm-i dil ki mâhlanır, nâr-ı nûr olur, mıhlanır kalbe. Dil ki zerk olur düşürür derde... Kelamınıza, hisli bakan gözlerinize sağlık. Selam ve saygıyla...
Teşekkür ederim. Güzel bakan güzel görür. Güzel bakmışsınız ki güzel hisler dökmüş kaleminiz. Kelâm-i dil ki mâhlanır, nâr-ı nûr olur, mıhlanır kalbe. Dil ki zerk olur düşürür derde... Kelamınıza, hisli bakan gözlerinize sağlık. Selam ve saygıyla...
teşekkür ederim nilüfer hocam... Çok güzel bir söz "Hikayesini sevmek" derdini sevebilmek; sanırım insanların yada zamanın kaçırdığı dert ile dertlenmemek...
teşekkür ederim nilüfer hocam... Çok güzel bir söz "Hikayesini sevmek" derdini sevebilmek; sanırım insanların yada zamanın kaçırdığı dert ile dertlenmemek...
Üç harf yaşamın sırrı. ا Elif, doğruluğun dürüstlüğün yalan bilmezliğin simgesi. Adımdır. Asıl mânası ise Allah. Dosdoğru Allah'a ulaşmaya vesile ve ilk harf.
Üç harf yaşamın sırrı. ا Elif, doğruluğun dürüstlüğün yalan bilmezliğin simgesi. Adımdır. Asıl mânası ise Allah. Dosdoğru Allah'a ulaşmaya vesile ve ilk harf.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.