1
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
124
Okunma
Doğduğum evin çatlaklarını kapatmaktan,
kendi göğümün altında kuracağım düşleri unuttum.
Bir duvarın soğuğunda kaldı çocukluğum,
bir kapının gıcırtısında saklandı yıllarım.
Her tuğlasında geçmişten bir ses,
her köşesinde susmayı öğrenmiş bir kalp vardı.
Ben büyüdüğümü sanarken,
meğer eski yaralarıma çatı oluyormuşum.
Yağmur yağmasın diye üstünü örttüğüm şeylerin,
içimde hâlâ fırtına taşıdığını geç fark ettim.
Geceleri başımı kaldırıp gökyüzüne baktım bazen,
yıldızlar kadar uzaktı hayallerim.
Her biri başka bir insanın içinde yanan
küçük bir umut ışığıydı sanki.
Kimi bir ev düşlerdi,
sıcak bir sofranın etrafında toplanan sesleri...
Kimi bir sevdayı saklardı kalbinin en kuytu yerinde,
kimi sadece bir sabahı beklerdi
yeniden başlayabilmek için.
Ama insanın en büyük savaşı bilmez misin?
Kendi yıldızına ulaşmadan önce,
gecesini aydınlatmaya çalışmaktır.
Ben de öyle yaptım...
Başkalarının karanlığında bir kandil oldum,
kendi içimde büyüyen geceyi görmeden.
Bir çocuğun yarım kalan gülüşünü tamamlamak,
bir annenin gözündeki yorgunluğu silmek,
bir babanın omzundaki yükü hafifletmek için
kendi düşlerimi sessizce erteledim.
Sonra bir gün anladım;
Gökyüzü herkese aynı uzaklıkta değilmiş.
Bazılarımız yıldızlara bakıp dilek tutarken,
bazılarımız o yıldızlara ulaşacak yolu
kendi elleriyle açmak zorunda kalırmış.
Ve insan bazen kendi evini kurmadan önce,
içindeki yıkılmış odayı onarmalıymış.
Ama bilirim...
En karanlık gecede bile
bir yıldız mutlaka yol gösterir.
Belki bugün hâlâ eski evimin duvarlarını taşıyorum,
belki hâlâ geçmişin tozları ellerimde...
Ama bir gün,
kendi göğümün altında
kendi yıldızlarımla süsleyeceğim bir ev kuracağım.
Çünkü insanın en güzel yuvası,
başkalarının bıraktığı enkaz değil;
kendi umuduyla yeniden inşa ettiği hayalidir.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.