1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
29
Okunma
Son İkametgâh
Musalla taşında upuzun yatıyor şimdi,
Gözümün nuru, dilimin mührü, o koca sevda.
Üzerine rüzgârdan bir kefen örtmüşler,
Cebinde tamamlanmamış cümlelerim,
Yüzünde o bildiğim, o canımı acıtan asalet...
Ezanı kalbimin kırık minaresinden okundu,
Musalla taşına uzandı koskoca bir sevda.
Ne bir akraba vardı saf tutan, ne bir dost;
Yalnızca iki dilsiz şahit: Sen ve Ben.
Ne bir kalabalık var avluda,
ne de usulden bir fatiha sesi.
Sadece iki dilsiz şahit,
Birkaç kırık hatıra, bir de gölgemin isi.
Saf tutmuşum geçmişin enkazına karşı,
İmam sordu: "Nasıl bilirdiniz bu aşkı?"
Gözlerimden dökülen yaşlar fısıldadı:
“Çok güzeldi, taşıyamayacağımız kadar ağır...”
Çünkü çok iyi biliyorum,
Bu avludan bir daha böyle bir güzel geçmeyecek.
Hakkını helal et derler ya gidene,
Ben kime helal edeyim?
Uykusuz gecelerimin hesabını hangi deftere yazayım?
Gözlerimden dökülen bu sessiz nehir,
Helallik değil, düpedüz benim intikam yeminim.
Şimdi kaldırın bu sessiz cenazeyi omzumdan.
Götürün, gömün unutulmuşluğun o en ücra köşesine.
Üzerine birkaç avuç dolusu sessizlik atın,
Birkaç yaprak kurusu, biraz da gece...
Aşk öldü.
Katili aramıyorum,
Aynaya bakıyorum, orada duruyor ikimizden kalan o enkaz.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.