7
Yorum
22
Beğeni
5,0
Puan
156
Okunma
bir oda:
göz kapıda, kucaklayan el
ihanetin gölgesini bekler
dua sanır düşen parıltıyı
kapı aralanır
el yoktur
duvarda
zamanın unuttuğu yüzler asılı
bir oda:
avuçlarda sayılar, kayıtsız
taşlaşmış dillerde uyanış provası
doğruluk kayıp
mideye oturmuş taş
sessiz, derin iç çekişler
bir koridor:
her yol mübah
merdivenler kemiklerden
alkış çöker omuza
maskelerin ardında
alkış kırıntılarıyla beslenen yüzler saklı
bir oda:
birini yücelten eller
diğerlerini sessizliğe gömer
her yükseliş hafızayı siler
her gölge kalabalığı unutur
karşılıklı aynalar:
kendine bakmaz, başkasının karanlığında yıkanır
çatlaklar parlatılır
yüzsüzlük yankılanır
kim kimi kırdı bilinmez
yalnızca camda yansıyan boşluk
bir oda:
avuçlarda yokluk
gözlerde yitik ışık
yalınayak çocuk duvara yaslanmış
umut gibi, kırılgan, taze
bir oda:
çerçevede aşk
çıplak, çıkarısız, masum
dünyanın yıkımında sessiz bekler
dokunulamayan, kaybolmayan
bir başka oda:
ışığın yansımasını sevenler
gösterişin aynasında boğulur
sergi vitrini, içi boş
bir oda:
bıçağın oyduğu yüz
derinin ardında aynı hikaye
suskunluk ve maske
kalkmaz perde
duvarlar arasında:
savaşın hatırası parçalanmış bedenlerde
çocuk eli, anne sesi, baba düşü
yitip gitmiş, unutulmuş
bir başka duvar:
adı silinmişler
ne yazılmış ne silinmiş
unutulmaya terk edilmiş
boşlukta eksilmiş
bir masa:
butonlar arasında çiçek büyüten eller
ekmeye devam eden
görünmeyene inanan
bir kapı:
merhaba denildiğinde
ad değil şekil verilir insana
görünmeyen iplerle bağlı
etikete sıkışmış
bir oda:
kilitli bedenler, ışığını unutan gözler
güneşi hayal eder
özgürlük penceresiz şiir
koridorda kahkahalar:
taklit gülüşler, acının maskesi
gözlerde ıslaklık
içine gizlenmiş çığlık
bir oda:
duvarda parıltılı söz
altında yarım kalmış çocuk resmi
boyası yetmemiş gülümsemeye
afişte kalmış umut
bir kat:
sahne hazır, ışıklar açık
seyirci yok
alkış banttan
boş iç konuşur kelimeleri
belki umut, belki hiçlik
bodrum kat:
cam vitrinlerde etiketsizler
gün boyu taşırlar yükü
gece isimsiz uyurlar
bir sandalyeye dönüşürler
kaldırılmamak için
adlarını unuturuz
bir oda:
terazisi kırık masa
karşısında dili kilitli biri
içinde kor yanar
duyan yok
bilen çok
ama herkes sağır
en çok susan
en çok yanan
bir kat:
kimlikler duvarda asılı
bir zamanlar birine ait
şimdi herkes başkasının adıyla geçer
her bakışta giz
her kaçışta saklılık
gören yok
görünmek istemeyen çok
bir oda:
herkes kendiyle tokalaşır
ama kimse kendi adını bilmez
iç ses boğulur
dış görünüş şarkı söyler
makyaj akmasın diye
gözyaşı ertelenir
ağlamak
içe çekilen makas sesi
bir oda:
duvarda tek bir soru
neden geldik
cevapsız
her eşya fısıldar soruyu
yalnız sandalye
eksik taneyle yarım tespih
ayna yüz göstermez
sadece gözler sorar
bir oda:
kapanmış kitaplar
başlığı sevgi üzerine
tozlu raflardan düşer kuş kanadı
göğe bakmayı unutanların üstüne kapanır kapak
kimse duymaz
kendi yankısıyla meşgul herkes
bir oda:
bir bebek
ilk adımını atmadan
bacağını kaybeder
bir oda:
su bulamaz bedenler
ölümü bekler
diğer tarafta
doymazlar doldurur dünyayı
bir oda:
bir cenaze var
ama ölen yok
herkes eksilmiş
biraz ölmüş
tabut boş
ağıt ağır
duvarda:
ölümden kaçan
yaşamı tanımaz
bir oda:
şiirler cam vitrinlerde
kırık mısralar
kısık dize uçları
her biri dilek gibi kurur
üzerinde yazar
şiir bile yetmez
altında kalem ucu kırık
ama hâlâ tutulmak ister
bir oda:
tek pencere
tek sandalye
üstünde adı yazılmamış defter
bir çift göz sayfayı çevirmiyor
sadece el bırakıyor üstüne
çünkü hâlâ
dokunmak
yazmaktan daha gerçektir
çünkü hâlâ
boşluk insanı anlatır
46. Oda
Ahize ve Önlük Odası:
Gri bir duvar
duvara çivilenmiş siyah bir suskunluk
ahize asılı kalmış zamanın boşluğunda
tozlu bir önlük
ayak uçlarında yükselen bir bekleyiş
bir kız çocuğu
sırtı dünyaya dönük
yüzü o sağır duvara
iki eliyle tutmuş ahizeyi
kulağına değil
kalbine bastırıyor
dudakları kıpırdamıyor
ama odanın yankısı aynı feryat:
"Ana... orada mısın?"
çamurlu su lekeleri var yerde
o tahta köprüden koşarak gelmiş
dizleri titrek
ama umudu taze
gelen her okuyucu
kendi cevapsız sorusunu
o siyah deliğe fısıldıyor
herkesin içinde
hiç çalmayacak bir telefon
ebedi bir nöbet tutuyor
47. Oda
İmkânsız Randevu / Ayva Bahçesi:
Bu odada duvar yok
sadece uçsuz buçsuz bir akış
yıldızlar sakız kâğıdından değil bu kez
gerçek ve parlak
zamanın nabzı
burada durmayı seçmiş
karşılıklı iki sandalye
biri çocukluktan kalma bir tabure
diğeri bulutlardan örülmüş bir taht
masada iki bardak çay
dumanı hiç eksilmeyen
şeker istemeyen bir huzur
burada dokunmak
yazmaktan daha gerçek
anne ve kızın saçları
aynı rüzgârda birbirine karışıyor
Ferhat dağları burada bırakmış
Aslı’nın külleri çiçek açmış
ayva çiçekleri dökülüyor masaya
her dökülen yaprak
"şükür" diyor birbirine
aşk burada bir çıkar değil
iki ruhun
birbirine ayna olduğu o eşsiz an
hiçbir veda burada barınamaz
hiçbir soru yetim kalmaz
çünkü bu odada
herkes sevdiğinin gözünde
yeniden doğar
çıkışta
açık sayfa
tek kelime: insan
ama
kim yazdı
kim unuttu
kim sadece baktı
belli değil
"İnsan, sergilenen değil
tanıklık edendir
ama çoğu zaman
sadece geçip gider"
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.