8
Yorum
25
Beğeni
5,0
Puan
158
Okunma
Seslerin dindiği o ince sızıda,
Dünya durur, zaman bükülür orta yerinden.
Duygular, asılı kalmış birer yağmur damlası
Düşmez toprağa, kopmaz gökyüzünden.
Ne bir feryat yükselir ne de bir neşe
Ruhun diz çöktüğü o mermer eşikte
Sadece hatıralar, kandili sönmeyen ışık
Dolaşır durur sessizce, bu derin karanlıkta
Kelimeler yorulmuş, hisler uykuda,
Fakat her yüz, her gülüş taze bir yara gibi.
O boşluk ki; ne dolmak bilir ne taşmak,
Eski bir şarkının hiç bitmeyen son nakaratı gibi.
Dün burada bekler, yarın çok uzakta,
Sadece anılar nöbet tutar bu ıssız durakta.
Gözlerini kapatsan, bir nehrin uğultusu başlar,
Ama su yürümez, kıyılar kımıldamaz yerinden.
Orada her gidiş bir bekleyişe dönüşür,
Ve her veda, kopup gidemez köklerinden.
Duyguların sustuğu o gri koridorda,
Bir toz zerresi gibi asılı kalır hüzün.
Ne fırtına koparır içindeki yorgun denizi,
Ne de güneş doğar, aydınlanır yüzün
Sanki bir saatin zembereği boşalmış da,
Akrep yelkovana küsmüş, durmuş o anda.
Hatıralar, vitrin camının ardındaki eski eşyalar;
Dokunulmaz, kırılmaz, ama hep orada.
Bir nefeslik mesafe, bin yıllık bir uçurum,
O boşlukta yankılanır adımların sessizliği.
Kiminle konuşsan, eksik kalır her cümle
Çünkü orası, yalnızlığın en saf, en çıplak hali.
Hasretin soğumuş hali sızar duvarlardan,
Duygular buz tutmuş birer heykel gibi mağrur.
Hatıralar ise o buzun altında atan bir damar,
Sıcak, canlı ve durmadan içini yakar durur.
O boşlukta ne gölge vardır ne de ışık
Sadece yaşanmışlığın silinmez izleri.
Hatırlamak; o boşluğa atılan bir ilmek,
Unutmaksa; o kör kuyunun en derin yeri.
YEŞİLIRMAK
5.0
100% (14)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.