4
Yorum
19
Beğeni
5,0
Puan
406
Okunma

(Şeytanı gördüm insan siluetinde
sızmaya çalışıyordu yolun bilgisine
sırtında bir çuval, çuvalın içinde:
“mutluluğu bulmanın imkânsızlığı)
Sonsuz bir gece olup indiler insan kavramına
genişledi gerçeğin dokusundaki yırtık
içine aldı o yırtık hayal gücü en zayıf olanları
tükürdü onları kapkara kalın bir sıvı olarak
tanrı yine kıpırtısızdır bilinçaltındaki kaya gibi
hayır, tanrınızı sorgulamıyorum, beni yanlış anladınız
hiçliğin ortasında kalmış bir filozof
öldürmüştü onu zaten geçen yüzyıl
ölümün olduğu bu kainatta;
insanın çaresizliğini sorguluyorum
öyle ki; inanmıştır çaresiz insan
doğum yapan bakireye bile
yolun bilgisiydi elde kalan tek şey
sen de geçtin oradan hakiki sesler biriktirmek için
tüm hayatın ayaklarında toplanmıştı
ah, hiç bitmiyor sonsuzluğun kurduğu tuzaklar
tarihten arta kalan çiviler koymuşlardı ayaklarının altına
artık konuşan sen değildin; ayaklarındaki kandı
sonunda gördün yolun nasıl ağladığını
güneşten gelen kuşlara rağmen
hiç de kolay olmadığını; bilginin
ve iyiliğin serüveninde savrulmanın
tehlikelerle doluymuş düş izlerinin peşinden gitmek
hislerin çıkardığı gürültüden değilmiş yanılgı
olsa olsa süslenmiş bir gözyaşı atlasıydı
adına coğrafya dedikleri şu sürekli yeniden gelen şey
bir şiirde geçiyordu:
“insanın anlatamadığını taşlar anlatır”
okudun mu o şiiri hiç?
yok oluşun ortasında kalmış bir şair yazmıştı onu
katlanmanın tek yoluydu aklının düzensizliğine
metafor yağmurları ve düşüncenin yayılışı
bir zaman diliminde ikisi aynı anda yükselmişse
önceden belirlenmiştir duymanın ve görmenin bedeli
yutamamıştır o bedeli ödeyeni gerçeğin dokusundaki yırtık
çünkü saklamıştır onu yolun bilgisi
ağlayışı durdurulamayan başka bir çağa taşınsın diye
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.