0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
9
Okunma

"DÜşİİR 2"
ADAM;
Tenha bir akşam üzeri
Gökyüzü gri
Yağmur serseri,
Alıp getirmiş tüm kederleri
Vaktin var mı
nerdesin, neylersin şimdi?.
Dem tutuyor mu gözlerin, denizin olmadığı kentte,
Ekmeğe süte zam gelmiş bana nesi
Şaraba soğana gelmiş mi onu söyle.
Ama burada,
Özlemeye zam gelmiş haberin olsun
Boğulduğum okyanus yüreğine zamlı gamlı sevdalı bin selam söyle...
KADIN;
Bin selam aldım başım gözüm üstüne,
Bil ki, ekmek soğan ve şarap soframda
Ve karşımda sakalı uzamış bir adamın resmi
Kaç kadeh bitti, kaç soğan kırıldı bir bilse…
Yılların, yolların tükenmişliğiyle,
Şiir oldum, aktım avuçlarına
Türkü oldum, değdim dudaklarına
Gurbet oldum, yüz sürdüm toprağına
Hasret dedim
Sıla dedim
Aşk dedim…
ADAM;
Aşk dedin,
Ah dedim
Ciğerimi söküp, bıraktım avucuna
Soğana vurur gibi vur istersen, süzülsün şarap renginde kanım ekmeğine
Hasret bu; uzatır adamın sakalını, boşalan kadehi uzatır gibi.
Aşk bulaştı bir kere yürek ucuna
Şiir bulaştı bir kere kalem ucuna
Şimdi serinleten bir türkü oldun kurak dudaklarıma
Süzülüp aktın çorak gönlüme
Sılamsın, gurbeti olsam da teninin.
Sür yüzünü yüzüme sevdiğim
Ben artık seninim, başkasında arama
Gel bekliyorum, bana uzak sana yakın bu yoksul kentte...
KADIN;
O yoksul kentin gecesiyim
Ve gece ayaza kesmiş,
Henüz sabaha çok var
Uzan dizlerime
Şimdi dinle
Kaç şiir biriktirdim zulamda senin için
Kaç kalem eskittim
Kaç ömür tükettim beklerken seni.
Beklemek nedir bilir misin sen?..
Ne çok bekledim bu uzak şehrin yoksul sokaklarında
Vurma yüzüme eksik yanlarımı
Vurma bilinmezin gizemine sakladığım çığlıklarımı
O çığlıklar ki, kaldı işte lâl yüreğimde.
Geldim
Ve,
Sustum,
Şimdi bu yoksul kent konuşsun
Bu yoksul kent coşsun
Bu yoksul kent ter koksun…
ADAM;
Ben devrilmişim dizlerinde
Kadehler devrilmiş çok mu
Gayri parmakların işlesin eskimiş tenimi
Kolların ki, Amed’in surları
Gözlerin ki Botan
Dudakların ki Silvan
Asılı kaldım onlarda asil bir sevdayla
Varsın gece ayaza kessin ne çıkar yanında ben olacağım…
Al beni koynuna nazlı Diclem
Karışsın kutsal sularımız, uykularımız birbirine
Kudretli Fırat’ın olayım da,
İki yoksul kent coşku görsün.
Çoğalt beni,
Sağalt beni, iliklerim kuruyuncaya dek,
Gündüzün olayım şafak belirinceye dek…
KADIN;
Hani bir şafak vakti
uzanmıştım ya yanı başına
Hani sırılsıklamdım
Ellerinin sıcaklığıyla kurulanmıştı ya soğuk tenim
Hani gün geceye dönmüştü de
Botan’dan kopup gelen onlarca çığlığın
sarmıştı ya bedenimi, üşümesin diye.
Hani en ürkek yanlarımı çoğaltırken sessizce,
Korkma demiştin ya
Şimdi, şu an tüm cesaretimle
Sen ve ben,
Ne olacaksa olsun deyip,
Hadi
Kapat gözlerini…
ADAM;
Kapattım gözlerimi nazlı Diclem
Ne olacaksa olsun
İster tenimizde kıyametler,
İster dudaklarımızda çığlıklar kopsun umurumda bile değil
Ben kendimden koptum sana bağlandım bir kere
Bırak kendini sıcacık kollarıma usulca,
Gayri söz tükendi bende, titreyen alevlerdeyim
Hadi soğut, aşkla iştahla tenimi hoyrat kadın.
KADIN;
Hoyrat kadın teninde asılı kaldı,
Sildi gözlerinden acılarını o görkemli gecede,
Çoğaltıp arzularını her hecede
Dur dedi
Bekle dedi kendine
Eflatun gecelere tutunup gitmedi
Gitmeyecek de…
ADAM;
Gitmesin kadın
Gitmeyecek adam
Bitmesin geceler
Bitmeyecek sevdam.
Dur burda
Yalanım olma kalanım ol
Masalım olma gerçeğim ol.
Eflatun geceleri çoğaltalım her yeni güne
Utansın ay, utansın yıldızlar
Yağmur bile utansın bizde ki bu berekete...
Al beni, hapset her hücrene sevgili
istersen öldür beni, ölmezsem namerdim...
KADIN;
Dicle
Fırat
Botan şahit olsun ki,
Şiirin bir kadın bir adam olduğu,
Bildiğim, bilmediğim tüm yoksul kentler de şahit olsun ki,
gidersem namerdim…
ADAM;
Biz nerelere gidip geldik biliyor musun?..
Ten tene değmeden,
Kaç uçsuz bucaksız
Kaç aşksız sevdasız sokağı dolaştık el ele,
göz göze,
yürek yüreğe…
Sen ne dersen, de
Gücenecek halde değil
güvenecek bir daldayım
Tutmasan da,
bırakırsam namerdim...
KADIN;
Hadi tut ellerimden
götür Dicle’nin kıyısına
Yak tenekede ateşi,
Biz gibi kırık dökük bir masa kur
Koy masaya iki bardak
Doldur şarabı
Yanında bir parça peynir
Bir iki leblebi
Ve bir kuru soğan
Vurdukça yüzümüze delice rüzgâr,
İçelim yanan ateşin şerefine
İçelim tüm sevdaların efkârına, nar’ına
Çıkarma beni koynundan,
Tüm eflatun geceler kurban sana
Seni gecelerime eş yapmazsam
Uğrunda ölmezsem namerdim…
(…)
DEDİ sar-hoş kadın.
Rüzgâr utandı
Ateş utandı
Dicle utandı
Adam utandı…
Gün doğdu
Sabah oldu,
Ve tüm ser-hoşluğunu unutup, tüm namertliğiyle her şeye ihanet edip, gitti kadın…
Uğurlarken kadını,
Uğursuz sevdasının mertliğiyle mırıldandı adam,
Kalsaydın şarap içecektik
Madem gitme vakti
Madem şiire ve rakıya teslim olma vakti;
Geri ver göğsünün çatalında soğuyan dudaklarımı,
Sende erimedi, rakı’da erir elbet
Dedi,
Ve o gururlu sözlerin kederinde öldü ADAM…
Erdal Karadağ
18 Ocak 2016
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.