8
Yorum
16
Beğeni
0,0
Puan
109
Okunma

Yolundadır kervân, sesiz ve derin,
Dünyâ bir sâyedir, konar geçersin.
Vakti gelince o, meçhûl seferin,
Kendi kefenini, elbet biçersin.
Zamân akar gider, bendini yıkar,
Mülkün emâneti kalır geride.
Fânî olan her bağ, bir nefes sıkar,
Hasat vaktidir bu, yorgun deride.
Ne bir azık kalır, ne bir arkadaş,
Yalnızlık hırkasın giyer gidersin.
Süzülür kirpikten birkaç damla yaş,
Varlık deryâsından, çıkar gidersin.
Ne saraylar korur, ne mermer duvar,
Toprağın bağrına iner bu beden.
Dîvân-ı mahşerde elbet hesâb var,
Sorulur her durak: "Niçin?" ve "Neden?"
Perdeler inince hakîkat parlar,
Yanakta buz tutan son damla erir.
Son vedâ yürekte dehşeti harlar,
Mîzâna mıhlanır, nefs denen şerîr.
Menzil ırak değil, nefes kadardır,
Mühürlü kapılar, bir bir açılır.
Bu yolun sonu ki, ağûş-ı Yâr’dır,
Rûhun kafesinden sırlar saçılır.
Mesâfe ölçülmez, sese sığmaz yol,
Adımlar biter de, sükût başlar bak.
Terk edip varlığı, sen de bir "hiç" ol,
"Lâ" olur her varlık, "İllâ" olan Hâk!
------------
Sâye: Gölge.
Meçhûl: Bilinmeyen.
Dîvân-ı mahşer: Mahşer günü kurulan ilâhî mahkeme.
Şerîr: Kötü, kötülükçü, fesat.
İnsanların zarâra uğramasından zevk duyan.
Ağûş-ı Yâr: Sığınılacak son yer.
(Divânda: Varılacak yer sevgilinin (Hâk’kın) kucağı.)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.