4
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
123
Okunma
Biz hayatın o en delişmen, o en fırtınalı günlerinde, sevgiye bir ihtilal gibi sarılmıştık.
Yüreğimizi bir barut fıçısı gibi ortaya koymuş, bağlılığı namus saymıştık.
Öyle ucuz, öyle satılık değildi bizim sevdalarımız;
Bir selam için dünyayı yakar, bir dost gülüşü için ömrümüzü bir kibrit çöpü gibi tutuştururduk.
İnandık be! Toprağın kokusuna, insanın mertliğine,
Omuz omuza verdiğimiz o delikanlı sözlere, o büyük ve sarsılmaz kavgalara inandık...
Ama hayat denilen bu zalim kumarbaz, kartları hep hileli dağıttı üzerime.
Zar tuttu kader; her seferinde beni en zayıf yerimden, vicdanımdan, merhametimden vurdu.
Kime dal olduysak budadılar, kime yol olduysak çiğneyip geçtiler, arkalarına bile bakmadılar.
Şimdi içimde bitmek bilmeyen, dipsiz bir hasret kuyusu...
Gidenlere değil sadece; o eski, o dimdik, o başı dumanlı, o dünyayı yıkacak halime özlemim.
Yaşım kırk beşi geçti, kâğıt üzerinde öyle yazıyor ama ruhumu sorsan;
Nuh tufanından kalma, yorgun ve dumanlı bir enkaz gibi yüz yaşındayım.
Her günüm bir pusu, her uykum bir yangın yeri artık.
Bakın şu köşe başındaki sokak lambasına;
Rüzgâr vurdukça sallanıyor, bir yanıyor bir sönüyor, kimsesizliğin tam ortasında.
Tıpkı benim gibi; kimseyi aydınlatmaya mecali kalmamış, sadece kendi dibine sönüyor.
Bu bir şikâyet değil, bu bir teslimiyet hiç değil;
Bu, ömrünü sokak aralarında, karşılıksız kavgalarda harcamış bir adamın son ağıtıdır.
Kırılan kalemlerimin, susturulan hayallerimin, sırtımdaki o kalleş bıçak izlerinin sessiz feryadıdır.
Yaşlandım be..
Bakmayın yüzümdeki çizgilere; asıl yorgunluk, asıl hıyanet sakalıma düşen şu bembeyaz karların içindedir.
İçimdeki o devrimci çocuk çoktan kurşuna dizildi,
Geriye sadece dumanı tüten bu yorgun yürek kaldı.
Gidiyorum işte; başım dik, ciğerim yanık,
Bu köhne dünyayı bir sokak lambasının cılız ışığında,
Ve sakalımdaki bu hüzünlü kışla terk ederek...
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.