0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
61
Okunma
Bir ömür taşıdı sırtında, yükü hep kederdi
Kimseler bilmedi içindeki fırtınayı, adı Veysel’di...
Gözleri hep gülerdi ama içi bir mahşer yeri
Dostluğa adanmış, dürüstlükten hiç dönmedi geri.
Yufka yürekli bir devdi, incitmezdi bir karıncayı
Ekmek gibi bölüşürdü elindeki son parçayı.
Vefayı bir borç bildi, ihaneti ise kara bir yazı
Yalnızlık, ekmeği oldu; hüzün ise en içli sazı.
Dışı bahar bahçeydi, kıyafetleri hep özenli
Gören sanırdı ki gönlü gamsız, neşeli, düzenli...
Oysa içi kan ağlardı, kimseye tek söz etmezdi
Onuruyla yaşardı, diz çöküp de merhamet beklemezdi
Ne bir omuz kaldı yaslanacak, ne bir dost eli,
Savurdu hayat onu, sanki bir hazan yeli.
Ne el öpecek bir büyüğü, ne baş okşayacak bir yuvası,
Kaderin heybesinde kaldı, en büyük sevda davası.
Sanki koca bir şehir, bir gece ansızın çökmüş gibi,
Bütün umutlar o ağır enkazın altında sönmüş gibi...
Öyle bir depremdi ki bu, her sevdiği üstüne düştü
Koca dünyada kala kala, bir tek kendi gölgesiyle bölüştü.
Hep bir kalabalığın ortasında, hep en yalnızdı
Alın yazısında sönmeyen, sitemkar bir yıldızdı.
Ceketini iliklerken hayata, başı hep dik, alnı aktı
Veysel’in hikayesi, sessizce bir köşede yanan bir mum yaktı.
Gülüşünde saklıydı o hiç dinmeyen, bitmeyen sancı
Kendi dünyasında hem ev sahibiydi, hem bir yabancı.
Yıkılmadı, eğilmedi; fırtınalar kopsa da sinesinde
Bir dürüstlük abidesi kaldı, şu yalan dünya sahnesinde...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.