2
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
151
Okunma
Bir bahar yağmuru sonrasıydı şehre...
Kalabalığın orta yerinde dünya durmuş, sanki bütün sesler çekilmiş de sadece senin nefesin kalmış gibiydi.
Göz göze geldiğimiz o an, ömrümün en büyük fırtınasına tutulacağımı anlamıştım.
Bakışların, karanlıkta yolunu kaybetmiş bir yolcuya uzanan tek bir kandil ışığı gibiydi.
Kalbim o gün ilk kez vurdu göğüs kafesime; sanki ruhum bin yıldır aradığı o eksik yarısını sende bulmuştu.
O gün anladım ki, ben artık sadece seninle başlayan bir hikâyenin öznesiydim.
Şimdi hangi sokağa sapsam ayaklarım hep o eski izlere takılıyor.
Denizin o hırçın maviliğine bakıyorum; dalgalar kıyıya her vurduğunda sanki senin o huzur veren sesin yankılanıyor kulaklarımda.
Hatırlıyor musun? Saatlerce hiç konuşmadan sadece birbirimizin varlığına sığındığımız o akşamları...
Nereye baksam senden bir iz, neyi duysam senin cümlen.
Anılarınla dolu bu şehirde, sanki her kapı çalındığında giren sen olacakmışsın gibi o imkânsız umudu besliyorum içimde.
Zaman dedikleri o gaddar çark, herkesi öğütüp geçerken bir beni unuttu bu kuytuda.
Takvim yaprakları sararıp dökülüyor da, benim gönlümdeki mevsim hep o vedanın ayazında asılı kalıyor.
Sanki bir masaldan kovulmuşum, devler ülkesinde tek başıma, senin adını sayıklayarak yürüyorum.
Ellerini çektiğin günden beri ellerim üşüyor; güneş doğsa da, bahar gelse de ısınamıyorum.
Öyle bir boşluk ki bu, içine kainatı sığdırsam dolmuyor; senin bir gülüşünün yerini koca bir dünya tutmuyor.
Uykularım haram, rüyalarım ise en büyük düşmanım oldu şimdi.
Tam sana sarılacakken, tam teninin kokusunu içime çekecekken uyanmak...
Gözlerimi her açtığımda seni bir kez daha kaybetmek, her sabah cenazeni kaldırmak gibi yüreğimden.
Eksiliyorum; her geçen gün biraz daha sessizleşiyor, biraz daha gölgeme sığınıyorum.
Bütün aynalar yabancı, bütün yüzler sahte; ben senin gözlerindeki o eski halimi özlüyorum.
Ama yoksun işte...
Yokluğun, ciğerime saplanmış paslı bir bıçak gibi her nefeste biraz daha derine iniyor.
Canım yanıyor be gülüm; sanki bütün cehennemleri getirip sol göğsümün altına boşaltmışlar.
Geceler celladım olmuş, feryadım sağır duvarlardan bana geri dönüyor.
Diri diri gömülmüşüm de üzerime her gün bir kürek daha anı atıyorlar sanki.
Kime anlatsam bu yangını, ’zamanla geçer’ diyorlar; bilmezler ki bazı yaralar zamanın bizzat kendisidir.
Bazı aşklar, bitmek için değil, bir ömür boyu çekilmek için yazılmıştır alına.
Benimkisi de öyle işte; bir mahkumiyet, bir adanmışlık, bir bitmeyen yas...
Seni sevmenin bedeli bu kadar ağır mı olmalıydı? Seni unutmadım, unutamadım...
Bu sızı benim son vasiyetim olsun; canım çıksın ama bu sevda bende mahşere kadar sönmesin.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.