1
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
248
Okunma
İnsan;
Kendi adını göğe tırnaklarıyla kazımaya çalışan,
Tarihin küf kokan kenarına düşülmüş, hırslı bir dipnot.
Bir karınca toprağın karanlık rahmini deşerken
Hiç destan satmadı sırtındaki kambur yüke.
Bir mantar, köklerin o dumanlı ağında pazarlık yaparken
“Üstünüm” demedi altındaki çürümeye.
Mercanlar denizi kemik kemik, sabırla örerken
Kendi aksini emzirecek bir ayna aramadı suda.
İnsan ise
Ateşi avuçlarında çaldı,
Sonra o yangınla kendi soyunu kundakladı.
Toprağı yardı,
Sonra o yarıkların paslı sabanına köle oldu.
Hayvanın boynuna ipi doladı sandı,
Oysa o ilmekle kendi etrafına dar pencereli kafesler ördü.
“Ben merkezim” diye böğürdü,
Oysa merkez dediğin yer,
Üzerine en çok kan, irin ve yük binen o yorgun kırılma noktasıdır;
And olsun ki, ilk çatlayan, ilk diz çöken de daima odur.
Gezegen sessizce dönmeye devam etti
İnsanın ağzından o salyalı, o kibirli kelimeler dökülürken.
Okyanus hırçınlıkla kabardı, kustu kıyıya
İnsan sahilde mülkiyet sayarken.
Bakteriler o karanlık, o küflü nemde sabırla bekledi
İmparatorlukların tahtları tahtakurularına yem olurken.
İnsan büyük değil.
Sadece eti ucuz, tırnağı kirli, çığlığı çok gürültülü.
Ve belki de ilk kez
Kendi çamurunu, kendi cüceliğini sinesine bastığı gün,
Toprağın o dilsiz dâhiliğine kabul edilebilir.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.