2
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
83
Okunma
Velhasıl kelâm;
yorulmuşuz ziyadesiyle…
Öyle bir yorgunluk ki bu,
ne uyku dinlendirir, ne zaman unutturur.
Omuzlarımızda bir ömrün kırıkları,
gözlerimizde yarım kalmış geceler…
Her sabah başka bir eksikle uyanmışız
ve her akşam biraz daha kendimizden vazgeçmişiz.
Ne vakit gülsek, içimiz kanamış
ne vakit “tamam” desek, bir şeyler yarım kalmış.
Bir avuç huzur diye çıktığımız yolda
avuçlarımızı dikenler doldurmuş.
Birilerine iyi gelelim derken
kendi içimizde harap olmuşuz.
Birinin yarasını sarayım derken
kendi kanımıza basmışız sessizce…
Kim bilir kaç defa sustuk
konuşsak dağılacak diye dünya,
kim bilir kaç defa içimize gömdük kendimizi
ayıp olur diye, günah olur diye…
Bir bakmışız;
en çok sustuklarımız büyütmüş içimizdeki fırtınayı,
en çok affettiklerimiz kırmış bizi,
en çok sevdiklerimiz eksiltmiş…
Oysa biz kötü değildik,
sadece fazla içtendik belki…
Biraz fazla inandık insanlara,
biraz fazla “biz” dedik kendimizden vazgeçip.
Kimse sormadı:
“Sen ne zaman yoruldun?” diye…
Kimse görmedi gözlerimizin içindeki o ince çatlağı,
yavaş yavaş dağılan bir hayatın sesini…
Gece olunca anladık bazı şeyleri;
insan en çok karanlıkta dürüst oluyor kendine.
Bir sigara dumanında,
bir şarkının en acı yerinde yakalıyor gerçeği…
Ve biz…
hep en yanlış zamanda doğru insan olduk.
Hep en çok sevdiğimiz yerden sınandık,
hep en güvendiğimiz ellerde kırıldık.
Bir çocuk gibi bakmışız hayata,
oysa hayat bize hiç çocuk gibi davranmamış…
Masumiyetimizi bırakmışız bir köşe başında
geri dönüp alamayacak kadar geç kalmışız.
Velhasıl kelâm;
yorulmuşuz ziyadesiyle…
Biraz hayattan, biraz insandan,
en çok da kendimizden eksilmişiz.
Şimdi aynaya bakınca
tanımıyoruz içimizdeki o yabancıyı.
Bir zamanlar hayalleri olan o insan
şimdi sadece “dayanıyor”…
Ne bir beklenti kalmış içimizde
ne de bir şeylere tutunacak heves…
Sadece geçsin diye yaşıyoruz günleri,
sadece bitsin diye değil…
Ve en acısı ne biliyor musun?
Artık kırılmıyoruz bile eskisi gibi…
Çünkü alışmışız,
çünkü yorulmuşuz,
çünkü tükenmişiz içten içe…
Velhasıl kelâm;
bu hayat bize biraz ağır gelmiş…
Biz belki de fazla yumuşak kalmışız
bu kadar sert bir dünyaya karşı.
Ama yine de…
bir yerlerde içimizde küçücük bir şey
hâlâ direniyor hayata karşı.
Belki umut değil,
ama alışkanlık gibi bir şey…
Ve şimdi
bir dua gibi dökülüyor dudaklarımızdan:
Bizi bu hâle koyan ne varsa,
gecelerimize bu karanlığı seren kim varsa,
içimizdeki o saf çocuğu öldüren ne varsa…
Vebali boynuna.
Biz…
elimizden geleni yaptık. 🖤20/03/2026 Zehra ündoğduer
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.