1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
29
Okunma
Bir sabah
Anadolu’nun uzak köylerinden çıktılar yola.
Yoksul evlerin kapıları
sessizce kapandı arkalarından.
Bir annenin duası kaldı ceplerinde,
bir babanın nasihati çantalarında.
Bir de henüz adını koyamadıkları
bir ateş vardı içlerinde.
O ateşin adı
memleketti.
Trenler dolusu umut
aktı şehirlere o yıllarda.
İstasyonlardan üniversitelere doğru
yürüdü o çocuklar.
Kimi köy kokusu taşıyan elleriyle,
kimi büyük şehre ilk kez gelmenin şaşkınlığıyla
tahta sıralara dirseklerini koydu.
Defterlerin ilk sayfasına yazılan
ilk kelime hep aynıydı:
memleket.
Gece yarılarına kadar konuşulurdu
o amfilerde.
Adalet konuşulurdu.
Özgürlük konuşulurdu.
Bir gün bu ülkenin daha güzel olacağına dair
inatçı bir inanç
dolaşırdı genç yüzlerin arasında.
O sıralarda
başka şeyler de olurdu bazen.
Bir bakış uzardı
sınıfın bir köşesinden ötekine.
Bir gülüş saklanırdı
kitapların arasında.
Belki bir gün sevilecek bir kız,
belki kurulacak küçük bir ev,
belki kapısından çocuk sesleri yükselecek
küçük bir hayat…
Hayat uzun görünürdü
o yaşlarda.
Ama şehir
yavaş yavaş değişmeye başladı.
Duvarlara öfke yazıldı önce.
Gazeteler bağırdı sonra.
Meydanlar kalabalıkla doldu.
Sözler sertleşti.
Diller keskinleşti.
Ve bir gün
aynı sıraların çocukları
aynı sokakta karşılaştı.
Ama artık
aynı tarafta değillerdi.
Bir kurşun sesi duyuldu.
Sonra bir çığlık.
Sonra uzun bir sessizlik.
Bir anne ağladı o gün.
Bir baba sessizce duvara baktı.
Bir kardeş
bir daha hiç eskisi gibi gülemedi.
Ve o gün
sadece birkaç genç ölmedi.
Bir kuşağın yarını
karardı.
Oysa yaşayacaklardı.
Büyüyeceklerdi.
Bir gün bir sevdaya tutulacaklardı.
Bir nikâh masasında elleri titreyerek
“evet” diyeceklerdi.
Bir ev kuracaklardı.
Kapısından çocuk sesleri yükselecekti.
Bir gün
baba olacaklardı.
Ama olmadı.
Çünkü onların gençliği
sevdaya değil
toprağa yazıldı.
Yıllar geçti.
Şimdi o üniversitenin amfisinde
tahta sıralar hâlâ duruyor.
Boş.
Tahtada solmuş bir kelime okunuyor hâlâ:
memleket.
Ama o kelimeyi yazan çocuklar
yok artık.
Ve bazen
bir ülkenin en ağır tarihi
kitaplara yazılmaz.
Bazen bir ülkenin tarihi
boş kalan sıralarda durur.
Çünkü bir memleketin en büyük acısı
aynı sıraların çocuklarının
birbirine düşman edilmesidir.
Ve rüzgâr hâlâ o eski amfilerden geçerken
aynı şeyi fısıldar:
Bir zamanlar
o çocuklar
sadece
memleketi seviyordu.
5.0
100% (2)