0
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
50
Okunma
aynı eşiğe ikinci kez basan ayak sesiyim ben
tahtası şişmiş kapılar tanır beni
bir zamanlar yüzüme kapanan ne varsa
şimdi pasını avucuma bırakıyor
geri gelmek affetmek değildir
bunu en çok
eşiğinde beklediğim evler öğretti bana
içeriden gelen her fısıltı
bir taşın hafızası kadar sertti
ben yine de
cebimde birkaç isimle dolaştım
çünkü insanı en çok
gidenler eksiltir
eskiden sorardım
bu kadar karanlık
kimin payına nasıl bölündü diye
şimdi sormuyorum
çünkü cevaplar da yoruluyor bir yerden sonra
ölüm dediğin
artık eski yüzüyle gezmiyor aramızda
bazen bir haber oluyor
bazen suskun bir masa
bazen de durup dururken
bir arkadaşının sesini
bir daha duyamayacağını anlamak
yaşıyor kalmış olmak
büyük bir sevinç değil bende
daha çok
yanlışlıkla cebime konmuş
emanet bir gün gibi
sabah oluyor
ben şaşırıyorum
akşam oluyor
yine elimde kalıyor dünya
yürüdüm elbet
herkesin ayağını sürttüğü yollardan
aynı toz
aynı çamur
aynı bekleyiş
ama ne bir zafer çıkardım kendime
ne alnıma asacak temiz bir övünç
yalnız şunu istedim
dilimden çıkan şey
süsünü kapıda bıraksın
yaraya yara densin
eksilmeye eksilme
ve ömür
kendi yükünü kendi adıyla taşısın
kardeşler
yine geldim işte
ceplerimde parlak sözler yok
yalnız biraz kül
birkaç gece artığı
ve beyaz acılar
bir de unutulmuş duyguların
kırık menteşeleri var
masaya bırakıyorum hepsini
bakın
şurada çocukluğumuzun paslı sesi
burada yarım kalmış bir güven
şu köşede
adını anınca içi üşüyen bir yeşil
ve tam ortada
bunca yıl dağılmadan nasıl durduğumu
benim de açıklayamadığım şu gövde
sormayın bana nasıl dayandın diye
insan bazen dayanmaz zaten
yalnızca devrilmemesi gereken saatte
duvara yaslanır
ben de öyle yaptım
bir gün
bir kapı
bir yüz
bir memleket kırıntısı
bir hatıranın omzu
derken
buraya kadar geldim
şimdi siz
şiir diye değil de
bir insanın gecikmiş yoklaması gibi okuyun bunu
çünkü bazıları
adını koyamadığı şeylerle yaşar
ve bir ömür
sırf düşmesin diye
içindeki son cümleyi
iki eliyle taşır
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.