0
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
86
Okunma
"ben bu şiiri kusarak yazdım"
Didem Madak
ve sonra ilacın ikinci yüzü geldi
şifa diye damarımda dolanan şeyin
ağzımda demire dönen tarafı
saat tutuyordum bir ara
ne kadar sürdüğünü bilmek için değil
insan neye katlandığını
rakamla görünce
biraz daha dayanır sanıyor
olmuyor
dakikalar uzuyor
boğazımın içinden geçen her dalga
sanki içimde kalan son nefesi de
söküp almak istiyor
kusmak dedikleri şey
bir yerden sonra mideyle ilgili değil
insan bir vakitten sonra
gününü kusuyor
gecesini kusuyor
yutkunurken sakladığı gururu
kimseye söylemediği korkuyu
duvarda asılı takvimin sesini
evin içindeki düzen duygusunu
aldığı nefesi
hepsini
banyoya kadar giden yol
kısacık değil artık
bir sürgün hattı gibi
kapının eşiğine tutunuyorum
lavabonun kenarına tutunuyorum
fayansın soğuğuna
musluğun metaline
sanki ev değil de
düşmemek için kurulmuş bir iskele
aynada yüzüm yok bazen
yalnızca ter var
alnımdan inen
boynumda biriken
gözlerime tuz taşıyan bir ter
bir an geliyor
bedenim benden önce pes ediyor
dizlerim bükülüyor
sesler uzaklaşıyor
fayanslar dönüyor
sonra
kendi kirimin üstünde
yabancı bir gölge gibi kalıyorum
ayıldığımda
ilk utanç geliyor
insan en çok buna kırılıyor
acıya değil
kendini yerde bulmanın sessizliğine
sonra yavaşça
duvarı tutup doğruluyorum
sanki ben değil de
yaşlı bir evi ayağa kaldırıyorum
su açıyorum
su akıyor
ben bakıyorum
ikimizden hangisi daha yorgun
anlaşılmıyor
üstüm başım
saç diplerim
ellerimin içi
o ağır gecenin kokusunu taşıyor
ne kadar yıkansam
tam çıkmıyor
bazı şeyler deriye değil
hatıraya siniyor çünkü
yatağa dönmek de kolay değil
çarşaf temiz olsa ne olur
içimdeki dalga kirli
başımı yastığa koyuyorum
başım dönüyor
gözümü kapatıyorum
banyo kapısı açık kalmış gibi
içimde hep bir eşik
ve yine de
sabah oluyor
işte buna şaşıyorum
bunca kırılmadan sonra
sabahın gelmesine değil
benim hala burada oluşuma
ilaç saatleri geliyor sonra
küçük kutular
küçük tabletler
küçük talimatlar
yanında su için diyorlar
yan etkileri olabilir diyorlar
olabilir dedikleri şeyin
insanın bütün gecesini yerinden etmesi
ne kadar sakin yazılıyor kağıtlara
ben artık kağıtlara kızmıyorum
onların dili düz
benim yaşadığım eğri
öyle zamanlar oldu ki
aldığım nefesin bile tadı değişti
sanki ciğerime kadar
metal bir yağmur yağmış
sanki içimdeki bütün odalar
aynı anda havasız kalmış
ama bak
burada da öğrendim bir şey
insan bazen yaşamak istemekten değil
bırakmamak inadından kalıyor hayatta
bir yudum suyu içeride tutabildiğim gün
zafer saydım
iki kaşık çorbanın bende kalışını
bayram gibi yaşadım
banyo kapısına yürüyüp
geri dönebildiğim akşam
kimse görmedi
ama ben içimden
yavaşça ayağa kalktım
kimse alkışlamıyor böyle yerlerde
olması da gerekmiyor
lavabo kenarına bırakılmış bir havlu
zamanında alınmış bir ilaç
ses etmeden bekleyen bir bardak su
bazen insanı hayata bağlayan şey
tam da bunlar oluyor
geceleri hala zor
bunu saklamayacağım
bazı saatler geliyor
bedenim kendi içinde
fırtına çıkarıyor
ben sadece geçmesini bekleyen
küçük bir kayık gibi kalıyorum
ama artık biliyorum
her dalga beni götürmüyor
bazısı yalnızca
ne kadar yorgun olduğumu gösterip çekiliyor
ve ben
her seferinde biraz daha yavaş
biraz daha eksik
ama biraz daha bilerek
topluyorum kendimi
önce yüzümü
sonra ellerimi
sonra sesimi
sonra bir cümle kuruyorum
çok büyük değil
bugün de geçti diyorum
bazen geçmemiş oluyor
yine de diyorum
çünkü bazı günler
insanı ayakta tutan şey
iyileşme haberi değil
yalnızca
bir sonraki saate kadar
dağılmadan kalabilmek
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.