2
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
130
Okunma
ve sonra hastaneler girdi araya
koridorların uzunluğu
insanın iç sıkıntısıyla ölçülüyormuş meğer
aynı beyaz
aynı bekleyiş
aynı kapı üstü ışıkları
aynı susup susup taşan yüzler
bir sıra numarası aldım kendime
adımın yerine yandı
o an anladım
insan bazen bir acı değil
bir ekran çağrısı kadar kalıyor dünyada
oturduğum plastik sandalye
belime değil
sabırıma battı
yan koltukta bir teyze
çantasından mendil çıkarıp çıkarıp
sanki yılları katlıyordu
serum askıları vardı
ince uzun
sessiz ağaçlar gibi
dalları yoktu
ama hepsi birinin canına
damla damla tutunuyordu
hemşirenin elinde dolaşan bant
alkol kokusu
pamuk
makas
küçük şeylerdi
ama o küçük şeyler
insanın kendine ait sandığı bedeni
bir anda kamusal bir kedere çeviriyor
damarım bulunamadı önce
iki kez
üç kez
gözümü tavana diktim
tavan da benden yana değildi
lekeleri saydım
her leke bir gecenin artığı gibi
iğnenin girdiği yerde
sadece et sızlamıyor
eski korkular da uyanıyor
çocukken ağlamam diye sıktığım dişler
babamın yanında belli etmediğim ürperti
annemin sesindeki telaş
hepsi aynı delikten geri geliyor
doktor bir şeyler söyledi
kelimeler düzgündü
ses sakindi
ama insan kendi canından söz açılınca
en açık cümleyi bile
yağmur altında okunmuş kâğıt gibi anlıyor
film dediler
kan dediler
sonuç dediler
bekleyin dediler
beklemek
hastanede başka bir fiil
orada dakika geçmiyor
insanın içinden parça alıyorlar sanki
saat ilerlemiyor
sadece yüzler eskiliyor
bir çocuk ağladı uzakta
öyle derinden
öyle sahici
bir an bütün kat sustu gibi oldu
içimdeki en eski yer
gidip o sese oturdu
yaşlı bir adam
elindeki tahlil kâğıdını katlayıp açtı durdu
katlayıp açtı
katlayıp açtı
sanki sonucu değil de
kaderini yumuşatmaya çalışıyordu
ben de telefonuma baktım
hiç kimseye yazmadım
bazı ağrılar anlatılınca çoğalıyor
bazıları da
anlatacak kelime bulamayınca
insanın göğsünde taşlaşıyor
lavaboya gittim
ayna yine ordadaydı
yüzümde bir hastane ışığı
gözlerimde uykusuz su
musluğu açtım
ellerimi yıkadım
sanki içimdeki endişe de
sabunla akıp gidecekmiş gibi
gitmedi
geri dönüp aynı sandalyeye oturdum
bu da bir yazgı biçimi
aynı yere dönmek
aynı canla
biraz daha eksilmiş olarak
sonra adımı söylediler
içeri girdim
kapı kapandı
dışarıda kalan dünya
bir anlığına gerçekten uzaklaştı
masanın üstünde raporlar
ekranda gölgeli görüntüler
doktorun parmağı bir yere değdi
işte burası dedi
insan kendi içinden bir bölgeyi
ilk kez yabancı birinin ağzından duyunca
garip bir sessizlik oluyor
orada acımın resmi vardı
benim içimde olan şey
benden bağımsız duruyordu
siyah beyaz
soğuk
kanıt gibi
o an
kendime kızmadım
bedenime de küsmedim
yalnızca şunu düşündüm
demek ki can
sadece taşıdığımız bir şey değil
arada bir durup
bizden hesap da soruyor
ilaç yazıldı sonra
saatler yazıldı
kontrol günü yazıldı
kağıda dökülünce
sızı biraz terbiye olmuş gibi göründü
oysa eve kadar
yeniden eski huyuna döndü
gece olunca
hastane kokusu çıkmadı üstümden
yastığa da sindi
uykuya da
rüyama kadar geldi o floresan beyazı
koridorlar uzadı yine
numaralar yandı
kapılar açıldı kapandı
ama bu kez
içimde ince bir şey de vardı
adı umut değil
daha sessiz bir şey
mesela
yarın ilacı saatinde içme dikkati
mesela
ağrıyı büyütmeden dinleme terbiyesi
mesela
kendime ilk kez
emanetmişim gibi davranmak
şimdi sorarsan
hastane sızısı nedir diye
yalnız etin ağrısı değil derim
insanın faniliğini
plastik bir sandalyede otururken
yavaş yavaş omzuna giydiği
soğuk bir hırkadır
ama yine de
çıkarıp sandalyeye asmazsın onu
alıp eve gelirsin
çayın yanına koyarsın
ilaç saatine kurarsın kalbini
ve kimse bilmeden
bir sonraki sabaha kadar
usul usul taşırsın
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.