Bin aşığın var senin, ben bin birincisiyim. onların işlerini yoluna koymadan bana gelmiyorsun. suzenî
Erdem Öztürk
Erdem Öztürk

hepsi bu

Yorum

hepsi bu

( 1 kişi )

1

Yorum

3

Beğeni

5,0

Puan

44

Okunma

hepsi bu

"güneşin öteki yüzünü gördüm"
Ahmet Erhan

bir süredir içimde
kapatılmamış bir dükkân var

kepengi yarıya inmiş
ışığı titriyor
tezgâhta unutulmuş bir bardak çay gibi
soğuyup duruyorum

kimseye ölüm demiyorum artık
ölüm çok kalabalık bir kelime
herkesin ağzında paslanıyor

ben daha çok
sabah ezanından önce uyanan sandalyelere benziyorum
evin içinde yer değiştirmiş
ama gitmemiş
gitmeyi becerememiş

göğsümde bir kuyu yok
bir apartman boşluğu var
ses atıyorum içine
geri gelen ben olmuyorum

bana sorarsan
insan en çok
kendi eşiğinde yorulur
kapıyı çekip çıkamaz
içeri dönüp oturamaz
ayakkabısının bağıyla kalbi arasında
küçük bir savaş taşır

bir vakitler
dünyayı düzeltecek kadar gençtim
çivileri ağzımda taşırdım
duvarlara takvim asar
günleri terbiye ederim sanırdım

sonra bir gün
takvim yaprakları değil
ciğerlerim eskidi

anladım

bazı acılar bağırmaz
mutfakta bekler
çatal kaşık sesine karışır
cam silerken ansızın bileğe biner
biri adını sorsa
boğazında düğme gibi kalır

ben öyle bir şeyim şimdi

ne tam yıkık
ne sağlam
depremden sonra içine girilen ev gibiyim
herkes temkinli
ben dahil

geceleri pencereyi açıyorum
rüzgâr gelsin diye değil
içimdeki uğultu
tek başına kalmasın diye

bir kedi geçiyor bazen karşı damdan
bana bakmadan
hayatımdan geçmiş insanlar gibi
tam yerinden

bazen de
çocukluğum geliyor
dizinde yara kabuğu
cebinde misket
hiçbir şey bilmiyor
ama her şeyi atlatabileceğine inanıyor

ona seslenmiyorum
çünkü büyümüş halimi görürse
gücenir bana

şunu öğrendim
kendini yok etmek istemekle
kendinden çıkamamak arasında
ince değil
taş gibi bir çizgi var

insan o çizgide
günlerce oturabiliyor

ekmek alıyor
çöp çıkarıyor
telefonlara bakıyor
hatta gülüyor bazen
sonra aynaya çarpıp
sessizce dağılıyor

ben dağıldım
ama süpürmedim kendimi

kalsın dedim
yerler de bilsin
burada bir ömür yaşamaya çalıştı diye
birisi geçmiş olsun demedi diye
geçmemiş olmadığını

şimdi içimde
karanlıkla çalışan bir makine var
durmadan dönüyor
eski sesleri öğütüyor
bazı yüzleri un ufak ediyor
bazılarınısa
inatla parlatıyor

sen de ordasın
bir eşya gibi değil
bir mevsim gibi de değil
daha çok
kapanmayan bir çekmece gibi
her yürüyüşte dizime çarpan

yine de bak
hala su koyuyorum bardağa
hala çarşaf değiştiriyorum
hala bir çocuğun saçını görünce
dünyaya biraz daha katlanıyorum

demek ki insan
tam kırıldığı yerden değil
kırığını saklamadığı yerden
başlıyor yeniden

bir gün sorarlarsa
nasıl dayandın diye

dayanmadım derim

biraz çöktüm
biraz sustum
biraz aynı yerden geçtim
biraz da kimse görmezken
kalbimin üstünü örttüm

hepsi bu

ve belki bu yüzden
hala buradayım

gecenin omzunda unutulmuş
ama sabaha kadar düşmemiş
o son şey gibi

sabah olunca da
hemen aydınlanmıyor içim
gün dediğin şey
perde aralığından içeri giren bir memur gibi
önce bakıyor
sonra dosya açıyor
sonra içimde hangi eşya kırık
hangi cümle eksik
tek tek tutanak tutuyor

ben o sırada
musluğu fazla açmadan yüzümü yıkıyorum
çünkü bazı günler
su sesi bile fazla geliyor insana

çaydanlığın altını yakıyorum
alev küçük olsun diye
taşmasın diye
evde benden başka kimse yokken bile
taşırmaktan utanıyorum

masanın üstünde
dünden kalan ekmek kırıntıları
küçük bir harita gibi duruyor
hangi yoksulluktan geçtiysem
hangi suskunlukta oturduysam
hepsi aynı örtünün üstünde
kendine yer bulmuş

bir tabağın kenarı çatlak
atmaya kıyamadım
çünkü insan bazen
kullanılamaz olanı değil
kendine benzeyeni saklıyor

dışarı çıkıyorum sonra
sokak dediğin
herkesin acısını normal gösteren uzun bir koridordur
simitçi bağırır
minibüs fren yapar
bir çocuk ayakkabısına basıp düşer
bir kadın poşetlerini toplar
bir adam telefonda birine abi der
ve dünya
hiçbir şey olmamış gibi
ekmeğini almaya devam eder

işte en çok bunu kaldıramıyor insan
kendi içindeki yıkımın
dışarıdaki hayatı hiç ilgilendirmemesini

oysa ben sanıyordum ki
bir kalp çatlayınca
en azından mahallede elektrikler kesilir

kesilmiyor

bakkal fiş veriyor
eczane sıra numarası yakıyor
gökyüzü aynı yerinden devam ediyor
hatta bazen
güneş fazla bile geliyor

o zaman anlıyorum
yas dediğimiz şey
tabiata ait değil
tamamen insan işi
tamamen iç organlara özgü bir hava durumu

öğlene doğru
eski bir mesaj açıyorum bazen
okumuyorum
sadece ekranda dursun istiyorum
sanki kelimeler değil de
o günün sıcaklığı değecek parmağıma

değmiyor

telefonun camı soğuk
insanın yüzüne benzeyen tek şey
bazen kendi yansıması oluyor
ona da güven olmuyor

bir arkadaş arıyor
nasılsın diyor
iyiyim diyorum
bu memlekette iyiyim
çoğu zaman
konuşmanın bitmesini isteyenlerin kullandığı bir örtüdür

kimseyi suçlamıyorum
herkesin kendi yangını var
kimse başkasının dumanına
uzun uzun bakamıyor artık

ama bazı geceler
içimde bir at dolaşıyor
yerinde durmayan
duvara sürten
uykuyu ürküten bir at
adını koymuyorum
adı olursa çağrılır sanıyorum
çağrılırsa büyür
büyürse evin tavanı alçalır

ben de onun yerine
bardak yıkıyorum
çekmece topluyorum
eski fişleri atıyorum
insan bazen aklını değil
mutfağını düzene sokarak
hayatta kalıyor

bir ara
aynada kendime uzun baktım
yüzümde babamdan kalan sertlik
annemden kalan telaş
benden kalan ise
gecikmiş bir merhamet
hepsi birbirine karışmıştı

şunu da öğrendim
insan yaş aldıkça olgunlaşmıyor her zaman
bazen sadece
yaralarını daha görünmez yerlere taşıyor

mesela ben
kalbimi artık göğsümde taşımıyorum
sesime koydum
bu yüzden bazı kelimeler
ağzımdan çıkarken kanıyor

mesela gülmek
eskisi gibi bir sevinç değil bende
daha çok
yük taşırken verilen kısa mola

mesela uyku
bir dinlenme değil
geceyle yaptığım geçici ateşkes

ve sabah
zafer ilanı değil
yeniden yoklama

yine de
arada bir güzel şeyler oluyor
bir çocuk sokakta durup
yağan suya basıyor kahkahayla
bir yaşlı adam ekmeğin ucunu koparıp kuşlara atıyor
bir kadın saçını toplarken
yüzüne vuran ışık yüzünden
bir anlığına bütün dünya affedilebilir geliyor

ben böyle anlarda
içimdeki makinenin sesini kısmayı başarıyorum
tamamen değil
ama biraz

biraz da yeter bazen
insanı uçurumdan çevirmeye
biraz ses
biraz sıcak çay
biraz tanıdık bir el yazısı
biraz da
kimsenin bilmediği bir dua

ben dua etmeyi de değiştirerek öğrendim
eskiden isterdim
şimdi daha çok dayanma payı diliyorum
başımın üstünden felaket eksilsin diye değil
içimden geçen demir
beni tamamen kesmesin diye

çünkü gördüm
hayat büyük darbelerle değil
küçük tekrarlarla yoruyor insanı
aynı kapıyı açmakla
aynı boş sandalyeyi görmekle
aynı saate uyanmakla
aynı cümleyi içine gömmekle

ve bir gün
ansızın fark ediyorsun
kendin sandığın şeyin
yarısı alışkanlık
yarısı hasar

ama gene de
tam burada
tam bu hasarlı yerde
inatçı bir ot bitiyor içimde
taşın çatlağından çıkan cinsten
kimse ekmemiş
kimse sulamamış
kendi kendine
ışığı buluyor

ben ona umut demiyorum
umut büyük bir laf
ürker hemen
daha küçük bir şey bu
mesela
yarın çayı biraz demli içme isteği
mesela
uzun zamandır dinlemediğim bir şarkıyı açıp
yarısında kapatmamak
mesela
yoldan dönerken ekmekle birlikte
iki mandalina almak
kendime bile açıklamadan

insan bazen böyle geri geliyor hayata
kapıdan değil
mutfaktan
pencereden
çamaşır ipinden
çorbanın buharından
komşunun yanlış ziline basmasından

ben de öyle dönüyorum sanırım
tam dönmek değil
ama yok da sayılmaz

hala geceleri
bazı cümleler başımda çınlıyor
hala içimde
yerinden sökülmüş bir şeyin sızısı var
hala bazı isimleri düşününce
omzum düşüyor fark etmeden

ama artık biliyorum
her acı sonsuza kadar aynı sesle konuşmuyor
önce bağırıyor
sonra fısıldıyor
sonra evde unutulmuş bir saat gibi
arada bir kendini hatırlatıyor

ve insan
o sesi tamamen susturamasa da
yanında yaşamayı öğreniyor

benim öğrendiğim buysa eğer
az değil

çünkü bir zamanlar
kendimi sadece düşerken tanıyordum
şimdi yürürken de
az biraz tanıyorum

sokağın sonunda bir ağaç var
her mevsim aynı değil
ben de değilim
ama ikimiz de
yerimizden tamamen vazgeçmedik

belki bütün mesele bu
tamir olmak değil
dağılınca da insan kalabilmek

bir gün gerçekten sorarlarsa
neyi kurtardın diye

kendimi değil derim
kendim çok parçalıydı

ama bir fincanı
bir iki alışkanlığı
birkaç sözcüğü
bir çocuğa bakarken içimde yumuşayan yeri
ve sabaha kadar düşmeyen
o son şeyi kurtardım

gerisi
zaten hayatın işiydi
beni eksilte eksilte
buraya kadar getirdi

ben de
eksik halimle
burada durdum

hepsi bu

Paylaş:
3 Beğeni
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiiri Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

Hepsi bu Şiirine Yorum Yap
Okuduğunuz Hepsi bu şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
hepsi bu şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sabitlendi Etkili Yorum
Artemis1
Artemis1, @artemis11
21.2.2026 21:21:31
5 puan verdi
Çok takdire şayansiniz
Ama sizi takdir etmek sizi yükseltir mi bilemedim
Ancak sizi yüceltmek içinde söylemedim
Acıya karşı duruşunuz ve tavırlarinizi toplasanız kabul etmekle yaşamak veya yaşamamak arasında bir kaosun içinde karanlık bir şekilde bağırmış siniz sonra kabullenmek zor gelse de yüreğinizin sıcak yerini sogutmamissiniz
Erdem kardes o kadar acı var ki dünyada ben çok yaşadım bunları
Acılarımız bizi daha da güçlendiriyor
Bizi öldürmüyorsa
Kalbin yaşıyorsa ölü değilsin
Ölü kimdir kalbi ölen
Naçizane tavsiyem hayatınızı yaşayın ve Allah'ın hakkımızda hayırlı olanı seçtiğini düşün
Sende bende
Herserde hayır aramak
Kabul etmesekte nefsin ve şeytanın şerrinden
Allah korusun
Ne sen bu dünyada tek başına sin nede diğer insanlar
Yüreğiniz tertemiz
Kalemine sağlık olsun 💯
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL