2
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
38
Okunma
sen
bir uçurumun dudağı gibi durursun içimde
ben her baktığımda
dünya bir kez daha devrilir
boynumda paslı bir halka var
kim taktı deme
gözlerin taktı
kader diye yutturulan o demiri
gece
uyku değildir bende
gece
adını saklayan bir karakoldur
kapısında nöbet tutarım
dilimde susuz bir türkü
avuçlarımda yangın
ben seni
dağların iç çekişinden öğrendim
rüzgârın yırtık cebinden
kırık bir aynadan
bir de yoksul sokakların öfkesinden
yanarım
ama öyle usul usul değil
bir evin çatısı gibi çöker üstüme alev
kavrulur göğsüm
kavrulur sesim
kavrulur “biz” dediğim her şey
senin tenin
deniz tuzu değildir sadece
yaradır
dokununca çoğalan
dudakta acıyı çoğaltan
bazen
gün değmemiş bir ormana düşerim
kimse görmez
ağaçlar bile susar
ben yine de
adını bağırmam
çünkü adın
bir kurşun gibi geri döner
şehirler var
öfkeden yapılmış
kaldırımları bıçak
ışıkları yalan
oralarda bulurum seni
kayboluşunla
yer nerede
gök nerede
ben neredeyim
diye diye
sınırların ağzına gelir içim
ve her sınırda
sen durursun
bir pasaport gibi mühürlenmiş
benim ateşim
ikimize de yeter
ikimize de ağır gelir
ama sönmez
çünkü ben
seni bir kez sevdim mi
yangınımı geri alamam
belam demem sana
bela
küçük kalır
sen
kaderin en sert yerisin
ve ben
o sert yerde
ısrarla dirilen kül
5.0
100% (1)