0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
36
Okunma
Asya,
ben yağmur dedim ya,
aslında tam yağamadım hiçbir zaman.
Hep bulutla toprak arasında
kararsız bir buğu olarak kaldım.
Pencerelere vuran o ince terleme var ya,
işte o kadar yaşadım.
Silince hemen kaybolan,
ama camın soğuğunu uzun süre saklayan.
Bir gün
adını yanlışlıkla bir ekmek kuyruğunda andım.
Önümdeki adam dönüp baktı,
sanki senmişsin gibi kalbim toparlandı,
ama o sadece
parayı bozduracak yer soran bir yabancıydı.
Asya,
seninle ilgili en büyük hatıram
hiç yaşanmamış bir öğleden sonradır.
Masada iki tabak,
birinin içi hep boş kalır.
Garson gelip alır,
hiç sorulmamış bir sorunun utancıyla.
Ben hep
seninle konuşmam gereken cümleleri
başka insanlara söyledim.
Onlar anlamadı,
ben de açıklamadım.
Çünkü bazı kelimeler
sadece tek bir ağız için yaratılır.
Yanlış dudaklara değince
tadı bozulur dünyanın.
Asya,
ben sana bir hayat vaat etmeyeceğim.
Hayatlar pahalı şeylerdir,
kırılınca tamiri yok.
Ama sana
eski bir radyo verebilirim.
Gece yarıları cızırtılı bir türkü yakalar,
ikimizin de bilmediği bir dilde.
O türküde
bir yerlerde
bizim adımız geçer mutlaka.
Ve sen
uyumadan önce
o radyoyu kapatırken
bir an duraksarsan,
işte ben
tam o tereddütün içinde yaşayacağım.
Asya,
insan bazen
birinin hayatında büyük bir aşk olmaz.
Sadece
unutulmaya kıyılamayan
küçük bir eşya olur.
Ben senin
çekmecenin arkasına düşmüş
tek küpen olayım.
Arada bulup
avuçlayasın diye.