0
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
52
Okunma
Asya,
adını ilk kez söyleyen bir çocuğun
yanlış hecelediği bir kelime gibiyim ben.
Ağzımdan düşüp yere kırıldım,
kimse eğilip toplamadı.
Bir şehrin arka cebinde unutulmuş
eski bir otobüs biletiyim.
Gittiğim yer yok,
döneceğim durak çoktan kapandı.
Asya,
senin adın geçince
duvar saatleri utanıyor,
akrep yelkovana yaslanıp
biraz daha yaşamayı teklif ediyor.
Ben kabul etmiyorum.
Çünkü içimde
her sabah geç kalan bir tren var
ve kimse o peronda beklemiyor beni.
Bir defterim vardı,
içine gülüşünü koyacaktım.
Sayfaları rüzgâr çaldı.
Şimdi her yaprak
başka bir ayrılığın adresini taşıyor.
Asya,
sen konuşunca
sokak lambaları sarı değil,
biraz hüzünlü bir mavi oluyor.
Kediler bile
daha sessiz miyavlıyor geceleri.
Ben ise
cebimde taşımaya kıyamadığım
bir kalp yüzünden
ellerimi hep boş geziyorum.
Bir gün
hiç tanımadığımız bir kasabada
yanlışlıkla yan yana oturacağız belki.
Garson bize
aynı bardağa iki pipet koyacak.
Biz birbirimize bakıp
aynı anda susacağız.
İşte o an,
bütün acılar
çay tabağında unutulmuş
şeker kırıntıları gibi
önemsiz görünecek.
Ama o gün gelmezse
üzülme Asya.
Ben zaten
hayatı hep yarım biletle yolculuk sananlardanım.
Sen sadece
bir akşamüstü
perdeyi aralayıp gökyüzüne bak
ve adımı hatırlama.
Çünkü bazı insanlar
sevilmek için değil,
birinin kalbinde
kısa süreli bir yağmur olmak için doğar.