7
Yorum
18
Beğeni
0,0
Puan
314
Okunma

Suphî Sekü üstâdımın
"Son Temsîl" adlı katmanlı şiirine nazîreden hâsıl olmuştur.
Not: Temsîl olunan aynı zamanda teslîm olandır.
Geriye yalnızca tek bir soru kalıyor: Ne-re-ye?..
Bu temsîl-i köhneye kâfîdir perde-i hâb,
Çürük sahnedir âlem, pas içinde her hitâb.
Fevkânîde kaldı nûr, zîrde karanlık kesif,
Kim itti bilen bilir, düşen hep aynı kitâb.
Kimler yazar rolleri, kimse bozmuyor ezber,
Bediâ cürm sayılır, peşinden gelir i’tâb.
Sâye-i nâm altında keyf sürer erbâb-ı rol,
Figürân-ı bî-nâmı ezer devr-i ihtirâb.
O gerî-i sahnede zahr-i sükût nevbette,
Ne gören var, ne duyan, ağzında bolca luâb.
Riyâ libâsı giyip üfürür meftûnları,
Ram olurken güdükler, manda ritminde musâb.
İndi nihâyet perde, söndü sahte debdebe,
Ne marş kaldı, ne alkış, ne de câzip bir serâb.
Künhün aynası dikti yüzsüzlere hükmünü,
Düştü maskeler bir bir, çöktü çürük inkılâb.
_________________
Temsîl: Özümleme. Benzeşme. Emilim.
Edinilmiş olan bilgileri kendi öz malı durumuna getirme.
Bir maddenin diğer bir maddenin içine alınması, absorbsiyon.
Temsîl-i köhne: Eskimiş oyun. Asimilasyon.
Perde-i hâb: Gaflet. Göze perde inmesi.
Fevkânî: Yukarıdaki.
Zîr: Alt. Aşağı.
Kesif: Yoğun.
Bediâ: Eşi az bulunur güzellikte. Nâdide ve güzel.
Cürm/Cürüm: Kabâhat, kusûr. Hatâ. İsyân. Günâh. Kânûn hilâfına hareket.
İtâb: Azarlama, paylama, çıkışma.
İt’ab: Yormak. Yorgunluk vermek. Sıkıntı vermek.
İ’tab: Öldürme, katletme. Helâk etme.
Sâye-i nâm: Adsız gölge.
Erbâb-ı rol: Münâfık.
Figürân-ı bî-nâm: Ne idüğü belirsiz, sönük, etkisiz kimse.
Devr-i ihtirâb: Savaş zamânı, muhârebe vakti.
Gerî-i sahne: Sahne gerisinde.
Zahr-i sükût: Kuklacı. Suflör. Arkada (sinsî ve) sessizce.
Nevbet: Nöbet.
Luâb: Tükürük, salya.
Libâs: Giysi. Elbise.
Meftûn: Şaşırmış. Gönül vermiş, vurulmuş.
Hayran olmuş. Fitne ve belâya tutulmuş olan.
Ram: Boyun eğen, kendini başkasının buyruğuna bırakan.
Güdük: Eksik yanı olan, tamamlanmamış, kısa.
Manda: Kendini idâre edemeyen bir memleket ahâlisini
başka bir yabancı devletin idâre etmesi.
Musâb: Musîbetzede. Felâkete uğramış.
Künh: Bir şeyin aslı, cevheri, mikdârı. Özü. Dip. Kök.
İnkılâb: Bir hâlden diğer hâle geçme. Başka türlü olma.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.