3
Yorum
18
Beğeni
0,0
Puan
176
Okunma

Şaşı bakan gözlerde görecek göz kalmadı,
Sır olduk rakamlarda, pî sayısı endâze.
İdrâk yoksunu usla savuncak tez kalmadı,
Sıfıra müncer olduk, her hâlimiz kepâze.
Vefâya yaban kaldık, kimsede naz kalmadı,
Râyihâlar ırakta, çalacak saz kalmadı,
Kebâir mızrakları her yanımızı deldi,
Ne elde, ne avuçta basacak gaz kalmadı.
Sentezsiz karışınca renklerde boz kalmadı,
At izi it izinde, verecek poz kalmadı,
Tapındık gâh u nâ-gâh ehl-i küfrün putuna,
Mezâ mâ mezâ -heyhât- kullancak koz kalmadı.
Mâhir kalemlere teşekkürlerimle:
Ne örf’e âşina, ne kült’e ayân
Bir millet olduk ki topyekûn ziyân
Kelâmullah Hakk’ı etse de beyân
Kutsi tecelliye muaz kalmadı..
Ali Görgan
Boyalar birbirine karıştı, boz kalmadı,
Meydanlar kof bir gürültü, Yaradan’a arz kalmadı.
Hevesin putlarına sunduk her gün bir kurban,
Giden gitti heyhat da; secdeye yüz kalmadı.
Mesut Tütüncüler
Endâze: Ölçü, mikyas.
Müncer olmak: Sonuçlanmak, sonuca varmak.
Râyihâ: Koku. Aroma.
Kebâir: Büyük günâhlar.
Sentez: Yalından karmaşık olana, külliden cüziye, zorunludan olasıya, ilkeden onun uygulanmasına, genel yasadan bireysel duruma, nedenden etkiye, öncülden varılan sonuca giden düşünme biçimi. Bireşim. Terkip.
Gâh u nâ-gâh: Vakitli vakitsiz, zamanlı zamansız.
Mezâ mâ mezâ: Geçen geçti. Giden gitti.