5
Yorum
20
Beğeni
5,0
Puan
120
Okunma

Bir Özgürleşme
Zamanın durduğu o gri saatlerden biriydi. Aylardır kalbinin üzerinde bir kaya gibi taşıdığı o ağır bekleyiş, nihayet dermanını yitirmişti. Pencerenin önünde, dışarıdaki fırtınayı değil, kendi içindeki enkazı seyrediyordu.
Ona göre sevmek; birinin gelme ihtimaline tüm hayatını feda etmek demekti. Her ayak sesinde ürpermiş, her rüzgar uğultusunda onun nefesini aramıştı. Ama o akşam, yağmur camı döverken fark etti ki; beklenen kişi gelmediğinde eksilen o değil, bekleyenin bizzat kendisiydi.
Kendi içinde sessiz bir mahkeme kurdu. Tüm anıları, tüm verilmemiş sözleri ve tüm yarım kalmışlıkları masaya yatırdı. Ve ilk kez, karşı tarafı suçlamaktan vazgeçip kendine acımayı bıraktı. İçindeki o bitmek bilmeyen vedayı, tek bir nefeste tamamladı.
O an, camdaki yansımasına baktığında gördüğü şey artık bir "eksiklik" değildi. Tam aksine, kimseye ihtiyaç duymayan o mağrur bütünlüktü. Kapı o an çalınsa, muhtemelen yerinden bile kalkmayacaktı. Çünkü artık mesele onun gelip gelmemesi değil, kendisinin o bekleyişten tamamen vazgeçmiş olmasıydı.
Işıklar sönmüş, perde kapanmış ve veda sessizce alkışlanmıştı.
Bir camın arkasında izledim dünyayı,
Yağmur dindi, fırtına dindi, sızı dindi.
Seni beklediğim o karanlık sokaklarda,
Sonunda kalbim kendi sesine indi.
Zamanı ikiye böldüm; senden önce ve veda...
Eski bir şarkı gibi artık sesin, çok uzaklarda.
Kırılan yerlerimi sarmayı öğrendim tek başıma,
Artık adın geçse de, bir titreme yok sol yanımda.
İçimdeki vedayı mühürledim bugün.
Gelirsen, ancak bir yabancı gibi geçersin kapımdan.
Çünkü ben o çok sevdiğim hayalinden,
Kendi rızamla, sessizce uyandım.
Sana artık ne kızgınım, ne de dargın,
Sadece yoksun; hem bende, hem yarınımda.
Gelsen de bir, gelmesen de...
Ben çoktan kendime döndüm bu son durakta.
5.0
100% (9)