2
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
92
Okunma
Bu dizeler, bir kadının sessizliğe itildiği o karanlık geceden doğdu. İnşa ettiği dünyayı yıkıp giden birinin ardından, sorulara cevap vermek yerine kendi hakikatini kağıda dökmeye karar veren bir şairin uyanışıdır bu.
Hikaye; elleri bırakılan o kadının, terk edildiği o soğuk kıştan kaçmak yerine, o kışın tam ortasında durmayı seçmesiyle başlar. Eskiden başkasının sözlerine sığınırken, artık kendi "ayazında" üşümeden yürümeyi, yaralarından bir zırh örmeyi öğrenmiştir.
"Senin Eserin" aslında bir sitem değil, bir özgürlük ilanıdır. Kırılan kalbin parçalarından bir kale değil, bir yol yapmıştır kendine. Şair, kalemini eline aldığı o an anlamıştır ki; bazen bitişler, insanın kendi hikayesinin tek sahibi olduğunu fark ettiği o kutsal eşiktir. Artık bu masalın sonunu o başkası değil, o dondurucu soğuktan yanarak çıkan şairin kendisi yazmıştır.
Sorma bana "neden bitti" diye,
Cevabı aynalarda ara, ben de değil.
Yolları sen ayırdın, beni ittin geceye,
Şimdi bu sessizlik sana ceza değil, bir eşik.
Dün ellerimi bırakan sendin,
Bugün gölgeme sığınmak isteme.
Yazım kışa dönmüş, varsın dönsün,
Ben bu ayazda yürümeyi öğrendim.
Hasret içimde sönmez bir közmüş,
Ben o ateşte büyümeyi öğrendim.
Şikayet etme ne olur, bu senin eserin;
Artık bu masalda, ben senin değilim.
Yeminler bozuldu, kalpler kırıldı bir kere,
Sözlerin hükmü yok, gözlerin yalan.
Duygularımla ördüğün o ince kalede,
Bir başıma kaldım, her yer talan.
Gidiyorum işte, ardıma bakmadan,
Sitemim sana değil, geçen yıllarıma.
Funda Yılmaz
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.